12 Ocak 2009 Pazartesi

Halkım bak, Tayyip çıplak!

Emperyalistler ve Ortadoğu’daki casusları siyonistler, kana doymuyor. Doymayacaklarını da biliyoruz zaten. Vietnam’dan, Kore’den, Hiroşima’dan, Nagazaki’den, Irak’tan, Afganistan’dan ve daha birçok yerdeki örneklerinden biliyoruz. Ve elbette Filistin’den de biliyoruz... İsrail’in Filistin’de yaptığı en sonki saldırıdan, saldırı sonucu katledilen yüzlerce bebekten, çocuktan biliyoruz.

Tüm bunları görüp susan, kafasını başka yere çeviren ya da aymazlığın son noktasına varıp “İsrail, kendini savunuyor!” diyen dünyayı da biliyoruz. Söz konusu milyar dolarlar olduğunda, etrafında hemencecik birleşebilen; ama söz konusu Filistin’de katledilen masum insanlar olduğunda, bu katliamlara karşı birleşmek aklının ucundan dahi geçmeyen Birleşmiş Milletleri de biliyoruz, memleketimizin demokrasi bülbülleri tarafından öve öve bitirilemeyen AB demokrasisinin, İsrail’in yaptığı katliamlara söyleyecek bir sözünün olmadığını da... Veya Obama’nın ABD’de başkan seçilmesiyle, Martin Luther King’in hayalinin gerçekleştiğini savunan, hatta devrim oldu diye kutlamalar yapan bazı budalaların, Barack’ın da tek bildiğinin “bakmak” olduğunu gördüklerindeki, sus pus oluşlarını da biliyoruz...

Bilmeye devam ediyoruz elbette. Ülkemizde ve dünyada öyle şeyler oluyor ki, bilinç düzeyimizin tavan yapmaması imkansız hale geliyor. Ki bu noktada, yani bilinç düzeyimizin tavan yapması konusunda, Başbakana şükranlarımızı bildirmek zorundayız sanırım... İsterseniz gelin, gittikçe balıklaşan toplumsal hafızamızı, biraz tazeleyelim, AKP hükümetinin ve Başbakanın,
İsrail Filistin’e saldırırken neler dediğini ve neler yaptığını bir inceleyelim:

Türkiye’nin menfaatleri...
Öncelikle Cemil Çiçek’ten başlayalım. Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, “İsrail ile ilişkileri gözden geçirilecek mi? Savunma projeleri askıya alınacak mı?” şeklindeki sorulara ne cevap vermişti? “Konuları birbirine karıştırmamak lazım. Türkiye, insani ve barış çabalarını sürdürür. Öbür konu, Türkiye’nin menfaatleriyle alakalı bir konudur.” Şimdi öncelikle Türkiye’nin menfaatlerinin altını doldurmak lazım, daha doğrusu Türkiye’nin altını doldurmak lazım. Türkiye derken kimden, neyden bahsedilmektedir? Türkiye’de yaşayan milyonlarca insanın menfaatleri mi burada söz konusu, yoksa milyonlarca insanı yöneten bir avuç azınlığın mı? Türkiye ile İsrail’in kanka düzeyinde, birbirleriyle sıkı fıkı devletler olmasının, Türkiye’de yaşayan milyonlarca yoksula, emekçiye ne gibi bir faydası olabilir? Ama Cemil Çiçek’e olabilir, Mesela İsrail’in saldırısından bir gün önce, İsrail’le yapılan 141 milyon dolarlık ortak silah yapımı anlaşmasının mutlaka bir faydası dokunmuştur Cemil Bey’e... (Dokunmuş ki, şu an Başbakan Yardımcılığı yapıyor...) Ama bu konulara girmeyelim, bunlar ayrı konular. Türkiye ile İsrail’in yaptığı milyon dolarlık silah yapımı anlaşmalarının, İsrail’in Filistin’de yaptıkları katliamlarla hiçbir alakası yok Başbakan Yardımcısının dediği gibi!

Tayyip’ten masallar...
Peki tüm bunlara karşın Başbakan neler dedi? Ne diyecek? “Zulm ile abad olunmaz. Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste...” Bıraksan, ne kadar atasözü varsa, sayacak. Ama daha anlatacağı masallar var tabii, o yüzden atasözlerine ara veriyor Başbakan: “Bu insanlık dramı inanıyorum ki İsrail'i kendi içinde birçok sıkıntılara mahkûm edecektir. Bu gidiş gidiş değil. Yanınıza bazı yandaşlar bulabilirsiniz. Destek verenler bulabilirsiniz; ama hiçbir zaman hak yerde kalmaz. Er veya geç hak egemen olur. Zira o bombaların altına ölen çocukların ahı yerde kalmayacaktır. O savunmasız kadınların, annelerin ahı yerde kalmayacaktır. O gözyaşları yerde kalmayacaktır ve muhakkak o gözyaşlarına bu zulmedenler boğulacaktır. Ben buna inanıyorum” Bunlara ben de inanıyorum, inanıyorum da merak ediyorum sen bunları söyleyecek yüzü nereden buluyorsun? (Aslında merak etmiyorum tabii, yüzünün olmadığını yedi düvel biliyor...) Sen değil misin, ABD’nin bu coğrafyadaki İsrail’den sonraki en önemli ikinci müttefiği? Sen, Ortadoğu’daki katliamlara karşı ne yaptın da, bir anda İsrail’in işlediği günahlardan kendini soyutladın Tayyip Bey? Senin ülkenden kalkan Amerikan-İsrail uçakları bombalamıyor mu o çocukları? Haklısın, onların ahları yerde kalmayacak; ama bu nasıl bir ahtır ki, senden çıkmayacağına kendini inandırabiliyorsun? Ortadoğu’da yaptığın barış (!) görüşmelerin mi inandırdı seni bu saçmalığa yoksa? Sen barış için Kral Abdullah’ın elini yarım saat sıkarken, Filistin’de her dakikada onlarca çocuk öldürülüyordu, sen neyden bahsediyorsun Tayyip? Sen anca konuşurken, dünyanın öbür ucunda, Venezuella’da İsrail Büyükelçisi kovuluyordu. Sende bunu yapacak yürek var mı? Kendini inandırabilirsin; ama bizi inandıramayacaksın yalanlarına...

Tayyip’ten gerçekler...
Ve masallardan biraz olsun gerçeklere dönüyor Başbakan: “Tabii ki bizler sorumluluk mevkiinde olan ülkeleriz. Bütün çalışmalarımızı duygusallık içerisinde değil diplomasi içerisinde yürütmek durumundayız. Türkiye şu anda dünyada 151 ülkenin desteğini alarak Birleşmiş Milletler Geçici Üyeliği'ne üye oldu. Burada üzerimize düşen neyse bu görevi yapacağız. Şu anda arkadaşlarımız bunun gayreti içerisindeler, ellerinden geleni yapıyorlar." Evet, aynen dediğin gibi Tayyip! Siz, “katliamlara karşı birleşemeyen Birleşmiş Milletler”in üyesisiniz ve onlar ne isterse, yerine getirmek zorundasınız, ki göreviniz de odur.

Peki ya muhalefet? Peki ya ordu?
Diğer yandan, AKP kanadına biraz ara verip, muhalefet cephesine ve silahlı kuvvetlere bakarsak, aslında iktidardan farklarının olmadığını da görmüş oluruz. Bugün hepimiz, İsrail ile ilişkilerini kesme cesaretinden yoksun AKP hükümetine karşı öfkeliyiz, peki ya muhalefetin iktidarı İsrail ile ilişkileri kesmeye çağıracak yüzü var mıdır? 1949 yılında İsrail’i ilk tanıyanlar kimlerdir? Türkiye’nin İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke olmasını kim sağlamıştır ve bu bir tesadüf müdür? “İsrail Devleti'nin bölgede huzur ve barışın tesisinde önemli rol oynayacağına inanıyorum.” Bu sözleri söyleyen, İsmet İnönü’nün kendisidir. Dolayısıyla muhalefetin iktidara İsrail ile ilişkileri kesmesini önermesi halinde, iktidarın da muhalefeti kendi geçmişlerine bakmaya davet etmesi kuvvetle muhtemeldir.

Peki her konuda söyleyecek bir şeyler bulan Silahlı Kuvvetler niye sus pus? Hani Silahlı Kuvvetler, bazılarının dediği gibi anti-emperyalistti? Nerede Amerika karşıtı ordumuz? Yoksa NATO’ya bağlı olunduğu için mi susuluyor? Ya da sık sık Amerika’ya giden generallerimizin eli kolu mu bağlandı? Vah vah...

Peki ya İslamcılar?
Tabii şeriatçıları da atlamamak lazım... Kabul edelim ki, saldırılar boyunca en kitlesel tepki İslamcılardan geldi Türkiye’de. İstiklal’de, Beyazıt’ta, Çağlayan’da ve ülkenin birçok yerinde, binlerce İslamcı “Tekbir” sesleriyle, “Cihat” çağrılarıyla mitingler düzenlediler İsrail’e karşı. Fakat benim anlayamadığım, sosyalizmin ütopya olduğunu söyleyen İslamcılar, dünyada 2 milyara yakın Müslüman varken ve Ortadoğu’da milyonlarca müslüman katledilirken ve katliamlara karşı pratikte herhangi bir tepki gösteremeyen Türkiye’deki siyasal İslam ve Ortadoğu’daki işbirlikçi Arap ülkeleri ortadayken, hala neyin cihadından bahsediyorlar? Tamam imkansızı isteyin; ama biraz da gerçekçi olun be kardeşim! Lamı cimi yoktur bu işin, bugün Türkiye’de siyasal islamın yedi sülalesinin işbirlikçi olduğunu hepimiz biliyoruz. Ve bu işbirlikçi sülalenin son temsilcisi olan AKP’nin %47 oy almasına katkı sağlayanların, İsrail’e tepki göstermesi bana hiç samimi gelmemektedir. Cihada kalkışmadan önce, hareketinizin selameti için, ilk önce bir aynaya bakın da, kaç yüzünüz var bir sayın, zira ben saymaktan çoktan yorulmuş ve vazgeçmiş durumdayım.

Peki ya biz?

Durum böyle olunca, herkesin masallar anlattığı ya da sustuğu bu katliamlara sesini çıkarabilecekler yalnızca yine bizleriz. Çünkü biz, en başından beri bu olacakları söyleyenleriz. En başından beri, İsrail’in bir korsan devlet olduğunu ve yıkılması gerektiğini bizler, sosyalistler söyledik. Ne iktidar gibi İsrail ile anlaşmalar yapıp, sonra da İsrail’i kınamaya kalktık ne de muhalefet gibi İsrail’i ilk tanıyanlar olup, İsrail ile ilişkileri kesme çağrısı yaptık. Her zaman doğruyduk ve duruşumuzu hiç bozmadık. Ve eğer tüm bu kirli ilişkileri, bu pisliği temizleyecek şeyin devrim olduğuna inanıyorsak, devrimi de temiz kalmayı başarabilenlerin yapacağını söyleyebiliriz. İşte bizler, yani temiz kalanlar, yaşadığımız bu coğrafyada yaşanılan tüm pisliklerin ortaya çıkmasını ve bu pisliklerin temizlenmesi için de, Ortadoğu’da temiz kalmayı başarabilmiş tüm insanların birleşmesini sağlamalıyız. Yani emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı birleşik bir devrimci cepheyi, yani enternasyonalizmi kurmak zorundayız.

Başbakanın atasözlerinden biri yankılanıyor kulağımda: “Öfkeyle kalkan, zararla oturur.” Üzgünüz Tayyip, öfkemiz büyük! Ve bu sefer senin atasözlerindeki gibi olmayacak. Bundan sonraki her kalkışımızda, öfkemizi yanımıza almayı unutmayacağız. Ve zararla oturan da siz olacaksınız, öfkemiz oturtacak sizi o malum yere. Ve o gün kara çarşaf da kurtaramayacak sizi, çünkü çırılçıplak rezilliğiniz, halkın gözünde teşhir edilmiş olacak...

Onur ÖZGEN

Hiç yorum yok: