7 Nisan 2009 Salı

Anamızı alıp giderken, ayıp olmuyordu ama...

Küresel mali kriz tüm şiddetiyle sürüyor. Sürerken de tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizdeki işçiler, emekçiler de işlerinden olmaya devam ediyor tabii… Buna karşın, krizin Türkiye’ye teğet geçeceğini savunan Başkaban’ın o müthiş kriz kehanetleri çıkmayınca ve bu çıkmayan kehanetleri bir bir yüzüne vurulunca, Tayyip de haliyle biraz sinirlendi: “Ayıp oluyor!”

Ayıp mı!?! Kime?
Krizin başlarında, “Hamdolsun kriz bizi teğet geçecek” diyen Başbakan, şimdilerdeyse, “Dünyadaki bir krizi bize fatura etme gayretleri ayıp oluyor, çirkin oluyor” demekte… Kime ayıp oluyor Tayyip? Sana ne oluyor ki? Dediğin gibi, kriz seni teğet geçmedi mi? Krizin kime teğet geçtiği, kimlere geçirdiği ortada değil mi? Sen başbakanlığından oldun mu? Hayır! Ama milyonlarca işçi işinden oldu. Hem de sizin kriziniz yüzünden. Kim ödeyecek bunun hesabını? Sen öder misin? Yine hayır! Eee, ne bu ayıp mayıp şimdi, yakışıyor mu senin gibi bir Kasımpaşalıya? Sen hem kendi sisteminizin iç çelişkilerinden doğan bir krizin bedelini milyonlarca işçiye ödet, hem de ayıp oluyor! Bir ayıp varsa, o da size aittir! Fabrikalarından işçileri zorunlu izne çıkartmaya çalışıp, işçiler buna itiraz edince, hepsini işlerinden çıkartan patronlara aittir ayıp!

Tasarruf edecekmişiz!
Ayıp oluyor diye ortalıklarda dolaşan Başbakan, krizin çözümünü de açıkladı tabii: “Bu sene sıkıntılı bir yıl; ama aşacağız, hiç endişeniz olmasın. Biraz tasarruf yapacağız ve aşacağız.” Tasarruf yapacağız öyle mi? Yapacağız derken? Kim bu tasarruf yapacaklar? Sen mi? Ne yapacaksın? Oğlun gemisini falan mı satacak yoksa, hayırdır? Ulan ne öyle birinci çoğul şahıs ekleriyle konuşuyorsun! Bal gibi tasarrufu yine sizin için garibanlar yapacak! Sizin milyar dolarlarınıza zeval gelmesin diye, verdiğiniz üç kuruş paradan tasarruf etmedi mi milyonlarca işçi işlerinden çıkartılarak sayenizde? Daha ne tasarrufu yapacaklar be insafsız! Yedikleri bir lokma ekmeği de mi istiyorsun? Parasızlıktan değiştiremedikleri altı patlamış ayakkabılarını da mı istiyorsun? Ne istiyorsun Tayyip? Belanı mı?

Çare mi istiyorsun? Söyleyelim…
Tüm bunların dışında Başbakan, bir de Baykal ve Bahçeli’den krize karşı çarelerini istemiş: “Eğer işsizliğe çareniz varsa açıklayın, yerine getirmeyen Tayyip Erdoğan varsa, siyaseti bırakmaya hazırım.” Senin aynaya bakıp, “Krize karşı çaren ne?” demenle, aynı soruyu Baykal’a ve Bahçeli’ye sorman arasında bir fark yok Tayyip, o yüzden krizin çaresini biz söyleyelim sana: Krizin tek bir çaresi vardır, o da hepinizin defolup gitmesidir! Tabii kendinizden de kokuşmuş olan sisteminizle beraber!

Ayıp hep emekçilerin!
Şimdi bize cevap ver Başbakan:

Gözü doymaz kar hırsınız sonucunda ortaya çıkan krizin faturasını emekçilere çıkartıyorsunuz, neden ayıp olmuyor?

Tüm dünyada milyonlarca işçiyi işsiz bırakıyorsunuz, neden ayıp olmuyor?

İşçilerin yüzyıllarca verdiği mücadeleler sonucu elde ettikleri birçok kazanımı, hakkı gasp etmek istiyorsunuz, neden ayıp olmuyor?

IMF’nin dayattığı, kamu çalışanlarının iş güvencesine göz diken yasa taslaklarını onaylıyorsunuz, neden ayıp olmuyor?

Gittikçe yoksullaşan, aldığı ücretle ay sonunu zor getiren, ‘asgari ücretle’ yoksulluğa hatta açlığa mahkum ettiğiniz çalışanlara neden ayıp olmuyor?

Başta doğalgaz ve elektrik olmak üzere temel ihtiyaç maddelerine çekinmeden, utanmadan yaptığınız zamlardan sonra neden siz değil de bu zamları ödeyenler hep ayıp etmiş oluyor?

“Açız, ekmek istiyoruz!” diyen insanlar ayıp etmiş oluyor da neden onlara “Pasta yiyin!” diyen sizlerin yüzleri kızarmıyor?

Milyonlarca insanın sesine kulak vermeyen, tüm bu kesimleri şiddet yoluyla bastıran sizler neden hep sütten çıkmış ak kaşık oluyorsunuz?

Türkiye’de yaşayan milyonlarca insanın binde birine dahi denk gelmeyen bir avuç egemenin serveti pahasına, milyonlarca emekçinin işiyle, ekmeğiyle, onuruyla, namusuyla oynamanız neden ayıp olmuyor?

Kendi krizlerinizden bile fırsatçılık yapıp, işçileri işten çıkartarak geride kalanları da daha düşük ücretlere mahkum bırakan, faturayı hep emekçilere çıkarıp, daima fedakarlığı onlardan isteyen; ama asla lüks yaşamlarınızdan vazgeçmeyen sizlerin, patronların ayıbı hiç olmazken; neden hep ayıp, sefalete terkedilmiş işçilerin, emekçilerin oluyor?

Hem de emekçiler bunca zamandır her savaşın, her felaketin, afetin, salgının, hastalığın, açlığın, yoksulluğun, ekonomik ve siyasi bütün krizlerin ağır bedelini hep ödemişken, neden hala yeni faturaları ödemek zorunda kalıp, bir de üstüne ayıp etmiş oluyorlar? Neden?

Neden mi? Çünkü yaşadığımız dünyada her şey, piyasacılar içindir de ondan. Bu dünyada bütün ayıplar, çalışanlarındır, işçilerindir, emekçilerindir. Hep onlar eksikli kalır, hep onların başı öndedir, hor görülenler, ezilenler hep onlardır. Ömürleri boyunca bir avuç para babası için çalışan ücretli kölelerindir bütün ayıplar. İşte o yüzden, senin de dediğin gibi, bu gemi böyle gittikçe batmaz Tayyip! Sen, “Hepimiz aynı gemideyiz” edebiyatını yapıyorsun ya sürekli; ama gel gör ki hiçbirimizin bir gemisi yok, oğlunun dışında! Bu gemi, sizin geminizdir, senin oğlunun gemisidir. Ve bizim de bu gemiyi batırmak, boynumuzun borcudur. Şimdilik deniz sakin olabilir; fakat dikkatli ol! Hiçbir şey halktan güçlü değildir. Zira bir gün öyle bir dalga gelir ki, -ki o dalga halkın dalgasıdır- bütün çaldıklarınızı siler süpürür Tayyip! Ayıp mayıp da dinlemez; çünkü o halka anasını alıp giderken, bir kere özür dilenmemiştir…

Ne yapmalı?
Peki bu hırsızların gemisini batıracak dalgayı nasıl yaratacağız? Bu ‘hem suçlu hem güçlü’ pişkinlerin yüzüne halkın tokadını indirebilmek için ne yapmalıyız? Öncelikle, bu ülkedeki tüm bu hırsızların başrolünü oynadığı kirli siyasetin dışında, ayrı bir siyaset kanalı oluşturmalıyız. Ve bu yeni siyaset kanalının merkezine, işçileri-emekçileri yerleştirmek zorundayız. Bunu da ancak ve ancak, işçi sınıfının içinde örgütlenip, sınıf bilincini yerleştirip, büyütüp; bağımsız bir sınıf politikası yaratarak yapabiliriz. İşçilere, ayrılamayacak kadar az; birleşip birçok şeyi değiştirebilecek kadar da çok olduklarını anlatmak zorundayız. Yoksa daha çok uzun yıllar boyunca emekçiler, kendilerini temsil edecek bir politik gücün ve bilincin boşluğunda, bu hırsızların kuyruğuna takılmaya mahkum kalıp, sömürülmeye devam edecek ve dolayısıyla bu sömürü çarkı da daha uzun süre işlemeye devam edecektir. Kendisini bu hırsızların demokrasisine (!) emanet etmiş olan veya işçi sınıfının iktidarını başlıca politik hedef olarak seçeceğine, işi gücü sınıflar ittifakı olan ve durdukları yer neresi olursa olsun, reformizme battıkları kesin olan mevcut Türkiye soluna duyurulur! Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de sol, milyonlarca emekçinin beklediği tek umuttur. Ama bu haliyle değil, böyle değil! Bir an önce değişmek ve değiştirmek zorundayız! Yemedikleri halt kalmayıp, bir de “Ayıp oluyor” diye ortalıkta dolaşan bu kokuşmuşlara, haddini bildirmek için… Gelecekte emekçilerin yazacağı tarihte, sömürücülerle aynı sayfalarda ismimizin geçmemesi için… Ve en önemlisi de çocuklarımızın yüzlerine bakabilmek için…

Onur Özgen

Hiç yorum yok: