1 Ağustos 2009 Cumartesi

Uyanın ey ahali! Hırsız var!

Geçtiğimiz aylarda üniversiteliler olarak, YÖK tarafından hemen hemen her sene başında yediğimiz kazıkların bir benzerini daha yemiş bulunduk. YÖK, üniversiteliler arasında ‘harç’ olarak bilinen katkı paylarının, 2009-2010 akademik yılı için yüzde 8 arttırılması kararını verdi. Buna göre katkı payı miktarları örgün öğretimde 71 TL ile 591 TL arasında değişirken, ikinci öğretim öğrencilerinin katkı paylarındaki artışsa daha yüksek oldu. İkinci öğretimde artış oranları bazı programlarda yüzde 100 ve üstünde oldu. (Örnek verirsek, harç ücretleri ikinci öğretimlerde; mühendis fakültelerinde harç ücreti 1416 TL’den 2400 TL’ye; Fen-Edebiyat fakültelerindeyse, 1186 TL’den 2343 TL’ye yükseltilmiştir.) Engelliler Entegre Yüksekokulu öğrencilerinin katkı paylarındaki artışsa, yüzde 500 oldu! Tabii ayrıca, tüm bunlardan bağımsız olarak üniversite kurulları da katkı payı miktarlarını, üniversitenin özelliğini, öğrenim dallarının niteliklerini ve sürelerini göz önünde tutarak fakülte, yüksekokul, enstitü ve bölümler itibarıyla yüzde 20 oranına kadar artırabiliyor.

Yani anlayacağınız YÖK, “Parası olmayan okumasın” anlayışını, yıllar geçtikçe daha da geliştiriyor. YÖK, üniversiteli öğrenciler üzerinde kurduğu sömürü çarkını geliştire dursun, emekçi ailelerinin binbir zorluklarla okutabildikleri üniversite öğrencileri olarak bizler de geleceğimizden daha fazla kaygılanır hale geldik. Öyle ki, şahsen öğretmen anne babanın bir çocuğu olarak, annemin babamın maaşlarına yıllardır yapılmayan zamları, 1 senelik üniversite öğrenciliği yaşantımda fazlasıyla görmüş oldum. Annem ve babam mı? Babam emekli oldu, annem neredeyse olacak, hala bir zam mam yok ortada. E peki benim harçlarıma yapılan bu zamları nasıl ödeyeceğiz? Eğer ödeyemezsek, o kadar sene hem madden hem de manevi olarak onca emek vererek kazandığımız üniversite hayatımızı nasıl devam ettireceğiz? Orası YÖK’ü pek ilgilendirmiyor olsa gerek. Neydi felsefeleri? “Paran yoksa…”

Öncelikle, zam yaptıkları bu ücretin adına katkı payı denilmez arkadaşlar! Çünkü ülkede birkaç üniversite dışında, katkı yapacak doğru dürüst bir üniversite yok. Biz katıyoruz sürekli; ama bu kattıklarımız nereye gidiyor, görenimiz yok? Dolayısıyla zam yaptıkları bu ücretin adına harç da denmez! Bu düpedüz haraçtır!

Yaptıkları zamların hukuki boyutuna gelince… Eğitimin ücretsiz hale getirilmesi, Anayasa’da devletin görevi olarak açıklanmasına rağmen, ‘sosyal bir hukuk devleti’ olduğu iddia edilen devletimizde bu uygulama her zaman sadece kağıt üstünde kalabilmiştir. Okumaya başladığımız ilk günden itibaren kayıt paralarıyla başlayan, ortaokulda ve liselerde katkı payları ve üniversiteyi kazanmak için de önümüze tek yol olarak sunulan binlerce liralık dershane paralarıyla, öğrencileri ve ailelerini sömürmek üzerine kurulan bu çarkın hedefi, bütün sektörlerde olduğu gibi, her vatandaşın en doğal haklarından biri olan eğitim hakkını da birer kamu hizmeti olmaktan çıkarıp, eğitimin de paralı hale getirilmesidir. Bunun bedeli, parasızlıktan okuyamayan binlerce, milyonlarca insan olsa bile! Çünkü bu çarkın adı kapitalizmdir ve bu çarkın dönmesi için uğraş verenlerin tek düşündükleri şey paradır, menfaattir; bu yolda insanların hayatlarının heba olması, onların umurlarında dahi değildir…

Neyse, kapitalizm, zaten bu yukarda saydıklarımızdan dolayı kokuşmuş, bayağılaşmış bir sistemdir ve bizler de zaten bu yüzden anti-kapitalistiz! Ama biraz da öğrenciler tarafından ele almak gerekiyor meseleyi sanki. Evet, yapılan zamların boyutları çok büyüktür; ama peki bu büyük boyuttaki zamlara gereken tepkiyi aynı büyüklükte koyabiliyor muyuz? Koyabilseydik, şu anda bu yazıyı yazmama gerek kalmazdı zaten. Kaldı ki, YÖK’ün bu yaptığı zamlar yeni değil, kurulduğu tarihten itibaren, 20 küsür yıldır üniversite öğrencilerini sömürüyor bu kurum. Peki biz, üniversite öğrencileri, bu sömürüye karşı neden birleşemiyoruz? Neden güçlü bir ortak tepki geliştiremiyoruz? Maddi durumlarımız çok mu rahat? Ailelerimiz çok mu zengin? Çoğumuz hem okuyup hem geçinebilmek için çalışmak zorunda kalmıyor muyuz? E peki, nedir bizi mücadele etmek yerine, yapılanlara boyun eğmeye iten şey? Bizi sömürenler çok mu güçlü? Ya da biz çok mu güçsüzüz? Hayır, hiç de değil! Aynı zorbalıklara, hukuksuzluklara karşı ‘Demokratik Üniversite’ şiarıyla okuduğumuz üniversiteleri işgal, dersleri boykot edebiliyordu ağabeylerimiz, ablalarımız, annelerimiz, babalarımız. Elbette ki bunları, bizler de yapabiliriz, dahası yapabilmeliyiz. Bizler, onların miraslarını yemekten miskinleştik sadece. Uykuya daldık! Ama uyanmalıyız artık! Ceplerimizden çaldıkları paralar uyandırmalı bizleri! Her gün okulun çevresinde bizlere joplarını sallayan polisler uyandırmalı! Üzerimize satırlarla, sopalarla saldıran faşist güruhlar uyandırmalı! Tüm bu olanlara gözlerini yuman üniversite yönetimleri ve patron medyası uyandırmalı! Evet arkadaşlar, uyanmalıyız! Geleceğimiz için, çocuklarımızın bizi utançla anmaması için uyanmalıyız! Uyanmalıyız; çünkü yarın çok geç olabilir…

Onur Özgen