6 Mayıs 2010 Perşembe

DSİP: Deniz Gezmiş'siz bir Marksizm mümkün!

"Deniz ve arkadaşları Marksist değillerdi, bu anlayışın karşısında Marksizmi, işçi sınıfının kendi eylemini savunmak, Kemalizmle ve darbelerle hesaplaşmak, tüm devrimcilerin görevidir."

Yukarıdaki alıntı, 'marksist.org' adlı haber sitesinde, 6 Mayıs 1972'de Denizlerin asılmalarıyla ilgili yayınlanan, analiz türü bir yazının son paragrafı. Sitenin sahipleriyse, Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) üyeleri, sempatizanları...

Yazıdan başka bölümler de sunacağım elbette ama, sanırım en vurucu bölümü, yukarıdaki son paragraf olduğu için, öncelikle buradan başlamak sanırım en doğrusu.

Öncelikle önderlerimizin miraslarını savunmadan önce, partilerinin başına, 'devrimci', 'sosyalist' ve 'işçi' ibarelerini koymayı seçmiş bu arkadaşların kim olduklarına bakalım biraz.

Kendilerini Troçkist olarak gören; ama hiçbir uluslararası Troçkist kuruluşun seksiyonlarının kabul etmediği bu partinin sempatizanlarını, son yıllarda nerelerde ve neler yaparken gördüğümü hatırlamaya çalıştığımda, aklıma üç şey geliyor: Bilgi Üniversitesi, Nazlı Ilıcak ve Roni Margulies.

Bilgi Üniversitesi'nin aklıma gelmesinin nedeni, hemen hemen her etkinliklerinin bu üniversitede düzenlenmesinden. (Her sene Marksizm sempozyumları düzenliyorlar Soros'un kürsülerinde örneğin.)

Nazlı Ilıcak ise, kendisiyle darbeye karşı omuz omuza yürüdüklerinden aklımda yer etmiş olsa gerek. Ilıcak'ın kim olduğunu tanıtmama gerek yok sanırım, 12 Eylül cuntacılarına yazdığı methiyelerle tanıdığımız bu kadının darbe karşıtı olabileceğine inanan bir insanın, sosyalist olması bir yana dursun, aklının başında olmadığı aşikardır.

Roni Margulies de bildiğiniz gibi Taraf yazarlığı yapmakta, aynı zamanda DSİP'in ikinci başkanı. İlk olarak 2007 seçimlerinde, "Baskın Oran aday olmasaydı, AKP'ye oy verecektim" sözüyle tanıdığımız Margulies'in, Taraf gazetesine en yakışan yazarlardan olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

DSİP'in aklımda uyandırdıklarından sonra, gelelim DSİP'in mücadele alanlarına, tabii Bilgi Üniversitesi'ni saymazsak. Sanırım orası entelektüel gevezelik alanına giriyor.

Şimdi, 'devrimci' ve 'sosyalist' bir 'işçi partisi' olduğunu iddia eden bir kurumun, işçi mahallelerinde, varoşlarda, fabrika önlerindeki direniş alanlarında, vs. olması gerekir değil mi? Ama nedense DSİP, eylemlerini kendileri gibi daha 'steril' ortamlarda ve şekillerde yapmayı tercih ediyor. (Hatta bazen bu durumu abartıp, ellerine beyaz eldivenler bile taktıkları görülmüştür.)

Konumuza dönersek, işte bu arkadaşlar, kendi sitelerinde yaptıkları analizlerde diyorlar ki, Deniz Gezmiş ve arkadaşları, Marksist değillermiş. Ve onlara karşı Marksizmi savunmak gerekmiş. Ayrıca Kemalizmle ve darbelerle de hesaplaşacakmışız, öyle buyurmuşlar. Cürete bakar mısınız?..

Şimdi öncelikle, bu cümleyi yazan şahsa ve onun şahsında tüm DSİP'lilere söylemek isterim ki, biraz olsun haddinizi bilin! Merak ediyorum bu toprakların görmüş olduğu en kahraman devrimcilerin Marksistliğini tartışacak cüreti nereden buluyorsunuz kendinizde? Siz kimsiniz? Bu ülkede Marksizmi savunmak size mi kalmıştır? Kemalizmle ve darbelerle hesaplaşmak size mi kalmıştır? Soros'un kucağında güya Marksizmi savunmak, siyasal islamın iktidarını giderek sağlamlaştırdığı bir zamanda Kemalizmi eleştirmek, askere yüklenmek kolaydır; mesele toplumsal muhalefetin güçlü olduğu yıllarda Marksizmi savunabilmekte, askeri darbelerin solun üzerine balyoz gibi bindiği zamanlarda cuntalara karşı direnebilmektedir. Acaba bugün kolkola darbelere karşı düdük öttürdüğünüz dünün Marksisti, bugünün liberali abileriniz, ablalarınız; 12 Mart'ta ve 12 Eylül'de neler yapmaktaydılar?

Nazlı Ilıcak'ı, Abdurrahman Dilipak'ı falan geçiyorum. Onların ne olduklarını herkes biliyor. Ama geçmişte sol darbe olacak diye, 9 Mart'çıların arkasına yedeklenenler, postal yalayanlar; 12 Eylül darbesinde sorguya alındıklarında yoldaşlarının donlarının rengine kadar ötenler ne olacaklar?

Onlar ki bugün darbelere karşı çıktıklarını iddia edebilmekte ve bu ülkenin en kahraman devrimcileriniyse, darbelere karşı duramamakla ve dahi darbecilikle suçlayabilmektedirler. Bunun en hafif tabiri; ahlaksızlıktır, utanmazlıktır.

Marksistliğe layık buyurmadığınız Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıysa, hiçbir zaman ordudan bir şey beklememişlerdir. Bugünün liberal dönekleri, o günlerde sol darbe olacak diye beklerken, onlar çoktan adına 'Halk Kurtuluş Ordusu' dedikleri, kendi ordularını kurmuşlar, aslanlar gibi Amerikan askerlerini kaçırmaya başlamışlardı.

Peki sizin pek Marksist abileriniz, ablalarınız ne yapıyordu o günlerde acaba? Mesela Murat Belge napıyordu? Halil Berktay napıyordu? Kaypakkaya'yı öldürme planları yapanlar mı Marksist yoksa size göre?

Deniz Gezmiş darbeci, Mahir Çayan MİT ajanı, peki kim kardeşim bu ülkede Marksist bir devrimci size göre? Filistin kamplarından Avrupa'ya kaçıp, dünya görüşüm değişti diyenler mi? Şahin Alpay mı? Cengiz Çandar mı? Kim?..

Peki neden Deniz Gezmiş ve arkadaşları Marksist değilmiş beylerimize göre biliyor musunuz? Çünkü Kemalizmle hesaplaşamamışlar. Stalinizmden çok etkilenmişler. Cuntacılarla ittifak yapmaya yeltenmişler. Milliyetçi görüşleri varmış. Ve daha bir sürü saçmalık...

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Kemalizmle hesaplaşamamalarından dolayı askıya alınan Marksistlikleri bir yana dursun da, Marksistlerin tarihsel olayları tahlil ederken her zaman başvurdukları yöntem olan tarihsel materyalizmden bu arkadaşlar neden nasiplerini almamışlar acaba?

Şimdi, 20'li yaşlarına kadar yaşayabilmiş bir grup devrimcinin Marksistliğini sorgulamak zaten apayrı ele alınması gereken bir tartışma konusu da, öncelikle belli bir tarihsel dönemi yanlışıyla doğrusuyla ele alacaksak, bunu o tarihsel döneme ait öznel ve nesnel koşullarla beraber yapmak zorundadır, tarihsel maddeciliği ve dolayısıyla Marksizmi benimsemiş her devrimci.

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının mücadele verdikleri döneme bakarsak, 60'ların sonuna 70'lerin de başına tekabül ettiğini görürüz. Aynı dönemlerde, Türkiye İşçi Partisi (TİP) kurulmuş ve Türkiye'de sosyalist hareket, cumhuriyetin kuruluşundan beri ilk defa legal alanda faaliyetlerde bulunacak bir alan bulmuştur kendisine.

Deniz Gezmiş'in de içinden sıyrılıp önderleştiği gençlik hareketleri de, böyle bir dönemde, TİP'in bağrından filizlenmiştir. Yani Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının mücadele ettikleri dönem, Türkiye'de sosyalist hareketin hemen hemen ilk deneyimleridir. (Cumhuriyet'in kuruluşundan kısa bir süre önce filizlenmiş olan TKP hareketini saymazsak.) Böyle bir dönemde, kusursuz bir devrimci mücadele beklemek, biraz önce söylediğim gibi ya tarihsel materyalizmden bihaber olmaktır ya da artniyetli olmak demektir.

Kuşkusuz Deniz Gezmiş'in ve aynı dönemdeki gençlik hareketlerinin içinden sivrilmiş diğer önderlerin de, teoride ve pratikte kusursuz bir bütünlük ve tutarlılık sağladıklarını söylemek, bu yüzden yanlış olur; ama öncesinde bu insanlardan, yaşadıkları dönem itibariyle, bu kusursuz bütünlüğü ve tutarlığı beklemek insafsızlık olur zaten.

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını devrimci yapan şeyse, Türkiye öznelinde, TİP içinden çıkıp, TİP'in reformist görüşlerine karşı çıkmaları ve zamanla da bu çizgiden kopmalarıdır. Dünya ölçeğindeyse, o dönem tüm dünya komünist hareketini yönlendiren Sovyet revizyonizmine karşı net bir tutum alabilmeleri ve Sovyetçi çizgiden de kendilerini ayrıştırabilmeleridir.

DSİP'in Deniz Gezmiş'ten o dönem koşullarında Kemalizmle hesaplaşmasını beklemesiyse, tam bir saçmalıktır. Amerikan 6. Filo'sunun demir attığı bir dönemde, bir ulusal kurtuluş ideolojisi olan Kemalizme karşı tavır almanın koşullarının uygunluğu bir yana dursun, manası nedir ki?

Ki Denizlerin, dönemin Kemalistlerinin içinde en solda yer aldıklarını söyleyebileceğimiz Doğan Avcıoğlu ve arkadaşlarının içinde bulunduğu Yön grubuyla düştüğü anlaşmazlıkların içeriğine bakarsak, savundukları kitlenin sınıfsal kompozisyonlarının farklı olduklarını görürüz. Avcıoğlu grubu, Türkiye'de işçi sınıfının gelişmişlik düzeyini yeterli görmeyip, devrimci subayların önderlik edecekleri askeri bir darbede kurtuluşu ararken, Denizler hiçbir zaman işçi sınıfının öncülüğünden şüpheye düşmemişlerdir. Düştükleri tek yanılgı, devrimin sürekli yanını es geçip, aşamalı devrim teorisini savunmalarıdır. Fakat bu da, o tarihlerin koşulları itibariyle anlaşılabilir bir yanılgıdır ve Denizlerin devrimciliklerinden, Marksistliklerinden bir şey götürmez.

O dönem kimin devrimci, Marksist olup olmadığına bakmak istiyorsak, Amerikan askerlerini denize dökmek isteyenlere ve onları durdurmak isteyenlere bakmak yeterli olacaktır. Denizler, Amerikan askerlerini Dolmabahçe'den denize dökmeye ilerlerken, önlerine çıkıp, "Durun faşizm gelecek!" korkusuyla barikat kuran, TİP-TKP tedrisatından gelen reformistlerin barikatlarını ezip geçiyorlar ve 6. Filo'nun askerlerini denize yolluyorlardı.

İşte 68 kuşağında devrimcilikle-karşıdevrimcilik arasındaki çizgi buydu. O çizginin devrimci tarafında yer alanların çok büyük bir kısmı bugün hayatta yokken, karşıdevrimci kısmında yer alanların çok büyük bir kısmıysa bugün Taraf gazetesinde Amerikan askerlerini denize dökenleri darbecilikle, MİT ajanlığıyla itham etmekte ve açıkça emperyalizmin savunuculuğunu yapmaktadırlar.

Bugün darbecilikle itham edilen tüm devrimcileri ordu katletmiş; fakat yine bugün darbe karşıtı olduğunu iddia eden karşıdevrimcilerin hemen hemen tamamı, geçmişteki tüm darbelerde postal yalamışlardır.

Dolayısıyla bu ülkenin devrimcileri de, kimlerin devrimci olduğunu, kimlerin karşıdevrimci olduğunu iyi bilmektedir. Ve Denizler de sapına kadar devrimcilerdir, Marksistlerdir! Denizleri 'darbeci', 'ulusalcı' olmakla itham edenler, günlerdir Yunanistan'da ayaklananları da manşetlerinde 'antik Yunan ulusalcılığı' başlıklarıyla tanıtma utanmazlığında bulunmuşlar, sonunda Türkiye'den sonra Yunanistan'da da Ergenekoncu avına girişmeye soyunmuşlardır. Ve dolayısıyla artık devrimciler, kendilerini ciddiye dahi almamaktadırlar.

Onur Özgen (sendika.org)

3 yorum:

Ahmet Akyıldırım(haydar Canpolat) dedi ki...

Atma recep din kardeşiyiz.
Sosyalistin yaşlanınca bunaklaşanını biliyordumda genç olanını bilmiyordum.
Ama sayande ögrendim çok şükür.
THKO nun 13 mart 1971 günü dağıttığı 2 nolu bildirisinden haberin yok anlaşılan.
O bildiride neler yazar biliyodmusun?.
Darbenin falşist bir darbe olduğu,darbenin esas olarak işçi ve mekçilere yönelecegi yazar.
Ve birde halka bir çağrı yapılır o bildiride.
THKO halkı faşist darbeye karşı kendi saflarında mücadleye çağırır.
Bu durumda THKO darbeye karşı çıkmış bir örgüt olmuyormu Onur efendi?..
Oluyorsa eger sen yalancısın,sahtekarsın,şarlatansın.
Bak ben sana belge verdim...
Hadi göreyim seni sende belge ver.
İstersem sana onlarca belge veririm bu konuda ama yararı yok çünkü sen yeni yetmesin bende yeni yetmelerin yola getirirlmesinin çok zor oluğunu bilenlerdenim.

Onur Özgen dedi ki...

Önce bir yazıyı okusaydın keşke.

KoraySONER dedi ki...

Değerlendirmelerin çok güzel. Tebrik ederim.