15 Ocak 2011 Cumartesi

Herkes darbeci, demokrasi ileri!

Neler demişlerdi oysa sizin için. Çok demokrattınız. Acayip özgürlükçüydünüz. Ama sanırım biz yine demokrasiye ve özgürlüklere hazır değildik toplum olarak. Çok partili yaşama da yıllar sonra geçmemiş miydik sanki? Ya da birileri bize sizin hakkınızda çok fena yalanlar söylemişti. Bu da ihtimaller arasında tabii.

Ufuk Uras dememiş miydi referandumdan evvel, “AKP bu yeni anayasayla ülkedeki özgürlükler alanını genişletecektir” diye. Hakikaten genişledi. Evvela annemizin karnında polisler tarafından sokakta tekmelenerek öldürülme özgürlüğüne kavuştuk. Eskiden böyle miydi? İşkence tezgahlarında katledilirdik veya üniversite kampüslerinde, sokaklarda arkamızdan kurşunlanırdık. Neyse ki artık tüm bunları yaşamayacağız. Çünkü yaşamayacağız. Nazım diyordu ya şiirinde, “Hoş geldin bebek, yaşama sırası sende!” diye. Yaşasaydı da, bu durum için de bir şeyler yazsaydı keşke.

Sonra yine üniversitelerimizde polisler tarafından istedikleri yerde istedikleri zaman üstümüzün keyfi biçimde aranma ve gerekirse de gözaltına alınma hakkına kavuştuk. Annelerimiz, babalarımızdan duyardık hep, üniversitelerin içinde jandarmaların dolaştığı, darbe günlerini de şaşırırdık. Defterlerinin, kitaplarının arasına kadar arandıklarını söylerlerdi, çantalarından darbecilerin sakıncalı gördüğü kitaplar, dergiler, filmler çıkar mı diye. Korkarlarmış tabii. Anlıyoruz şimdi korkularını. Biz de rahat değiliz çünkü okullarımızda artık. Çünkü okula gittiğimizde elleri kitaplı gençlerden çok, coplarını sallaya sallaya yürüyen artisleri görüyoruz. Protesto edelim diyoruz, bu sefer de karşımıza demokrat, özgürlükçü AKP’nin atadığı rektörler çıkıyor. “Bu okulda siyasi slogan atmayacaksınız! Benim bu okul! Toplarım kimliklerinizi, hepinizi atarım bu okuldan!” diye çemkiriyor suratlarımıza. O an farkediyoruz, askerlerin yerini polisler, beyaz Türk’lerin yerini badem bıyıklılar almış. Adına da ileri demokrasi demişler.

E sonra ne yaparsak yapalım, AKP’ye muhalif olduğumuz an Ergenekoncu, darbeci olmak özgürlüğüne de kavuştuk tabi. “Üniversitemizde polis istemiyoruz!” diyoruz, ertesi gün köşesinde Ahmet Altan onu, “Ha demek ki asker gelsin istiyor bunlar” diye anlıyor, haliyle biz de darbeci oluveriyoruz. Mümtaz’er Türköne de, “Bunların örnek aldığı 68 kuşağı da böyleydi. İşleri güçleri darbe çığırtkanlığı yapmaktı” deyip, iki dakikada ontolojik ve kronolojik durumumuzu ortaya serip, ne kadar patolojik vakalar olduğumuz konusunda öyle objektif veriler koyuveriyor ki önümüze, elimiz kolumuz bağlanıyor adeta. Kurtuluş yok, darbeci ve ruh hastası gençler olarak mimleniyoruz bir anda.

‘Aksırıp tıksırıncaya kadar içenler’ olarak ötekileştirilme özgürlüğüne de kavuştuk. Olur da bir an içkinin yasaklandığını düşünmüş olursak elitist birer küçük-burjuva olduğumuz suratımıza vuruldu, her biri birbirinden proleter devrimci olan arkadaşlar tarafından. (1) 19 yaşındaysak şayet, bize içki vermeyen bakkal amcayı vurma hakkına da kavuştuk. İçki içmek için 24 yaş şartı koymuştu hükümetimiz zira; fakat silah ruhsatı almak için 18 yaşından büyük olmamız yeterliydi.

Her şeye bu kadar özgürlükçü bakan hükümetimizin başındaki isim, Kars’taki bir heykele bakarken de özgürlükçülüğün dibine vuruyordu elbet. Türk ve Ermeni halkı arasındaki dostluğu temsil eden heykeli ‘ucube’ olarak niteledi başbakanımız ve hükmü verdi: “Yıkılacak!”

Özgürleştik evet. Artık başbakanımızı sadece televizyonun başında, tabi çok bağırmadan, protesto etme hakkına kavuştuk. Sokakta, üniversitede, konferanslarda protesto edemiyoruz, polisler, özel güvenlik birimleri saldırıyor. Stadyum açılışlarında protesto etmeye kalksak, Egemen Bağış’ın başmüşaviri tarafından, ‘gerizekalı’ ve ‘kuşbeyinli’ olmakla; AKP Grup Başkanvekili Suat Kılıç tarafından da, ‘idraktan mahrum sefil’ olmakla hakarete uğruyoruz. Taraftarı olduğumuz kulübün başkanı tarafından da, “Başbakanımızı protesto edenler tespit edilecek ve gereği yapılacaktır” diyerek tehdit ediliyoruz. Ama evimizde dilediğimiz gibi protesto hakkımızı kullanabiliriz elbet. İleri demokrasi var bu ülkede.

Kaldı ki hükümetimiz her protestoya da karşı değil ki. Üniversitelere polislerin sokulması, HES ve köprü projeleriyle doğamızın mahvedilmesi veya Ayazmalı yoksulların evlerinin Ağaoğlu tarafından başlarına yıkılması gibi saçmasapan, sudan sebeplerden protestolar icat etmezseniz; mesela padişahlarımızın cinsel hayatları varmış gibi diziler yaparak ecdadımıza adeta küfredenleri protesto etseniz, gıkını çıkaran oluyor mu? Bilakis, mecliste Bülent Arınç tarafından takdir bile ediliyorsunuz.

Amacı üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olanlardan değilseniz şayet, kimse size bir şey demiyor ki. Eskiden bu kadar kolay Marksist olunabiliyor muydu örneğin? Artık başbakanımız kendisine Marksist diyenlerin ellerini sıkıyor. Düşünün, farklı görüşlere ne kadar saygılı. Ertesi gün de söz konusu Marksist vatandaşımız, “Veriler ortada, ekonomi tıkırında” diyerek AKP’ye övgüler yağdırıyor. (2) Demek ki pis bir komünist de olsa insan, azcık objektif olunca AKP’nin yaptıklarının hakkını verebiliyormuş. Ama darbeciler, ama Ergenekoncular… Ah ah! Topunun köküne kibrit suyu…

Kısacası, referandumda ‘hayır’ oyu veren bir darbeci olarak itiraf etmeliyim ki, ‘yetmez ama evet’çiler haklı çıktı arkadaşlar. O kadar ‘AKP yardakçısı’ dedik, ‘liboş’ falan dedik; ama günahlarını almışız. Evet darbelerle hesaplaşamadık, evet Kenan Evren yargılanamadı ve hatta maaşına da zam yapıldı; ama olacak, her şey zamanla. Bakın hükümetimiz az zamanda ne kadar çok işler başardı, demokrasimiz ne kadar ilerledi. O kadar ki, aldı başını gitti, artık yetişemiyoruz…

Ama fazla ‘ileri’ gitmezsem, bir sorum olacaktı nacizane: Hemen hemen herkesin darbeci olduğu bir ülkede, demokrasi nasıl ileri olabiliyor?

(1) http://www.marksist.org/haberler/2815-icki-yasagi-yalani-bir-dezenformasyon-nasil-basarili-olur-
(2) http://www.soldefter.com/2011/01/14/roni-margulies-verileri-gormezden-gelmeyelim-ekonomi-tikirinda/


Onur Özgen

Hiç yorum yok: