21 Mart 2011 Pazartesi

Emperyalizmden yana taraf olmak...

Emperyalist kuvvetler, yine her zamanki 'özgürlük' ve 'demokrasi' götürme bahaneleriyle, bombalarını bu sefer Libya'ya bırakıyorlar.

Taraf'ın bu durumu okurlarına duyurmak için seçtiği manşetse, "Kaddafi zorbası bombalanıyor" oldu. Kuşkusuz, bu tam bir manipülasyondur. Bugün Kaddafi'ye saldıranların daha düne kadar el sıkıştıkları Kaddafi yeni mi zorba oldu da, emperyalistlerin aklına Libya halkının yardımına koşmak gerektiği geldi?

Çok açıktır ki, Libya'ya saldırılmasının ana nedeni, Ortadoğu'da ve Kuzey Afrika'da emperyalizmin istemi dışında gerçekleşen halk ayaklanmalarıdır. Ve elbette yine petroldür. Emperyalizm bölgeye yeniden el atması gerektiğini görmüştür ve savaş uçaklarını Libya semalarına göndermiştir.

Fakat burada asıl değinilmesi gereken şey, çok değil, bundan yaklaşık iki buçuk yıl önce, yani Obama ABD Başkanı seçildiğinde, Taraf gazetesinde yazılanlardır. Özellikle Ahmet Altan ve Yasemin Çongar ikilisinin, "Emperyalizm diye bir şey kalmadı. Yeni dünya düzeninde savaşların yerini barış alacak" şeklinde yaptıkları propagandalardır.

Örneğin Ahmet Altan, 6 Kasım 2008'de yazdığı 'Obama' başlıklı yazısında şöyle diyor: "Özellikle bir cümlesi, bizim gibi ülkelerde yaşayan insanları imrendirecek, hatta kıskançlığını uyandıracak gibiydi: “Bizim gücümüz, silahların gücünden ya da büyüklüğümüzden kaynaklanmaz, biz gücümüzü demokrasiden ve kaybetmediğimiz ümidimizden alırız.” Bu sözleri dinlerken içim kamaştı."

Galiba bu yazısında yeteri kadar ABD'yi pohpohlayamadığını düşünmüş olsa gerek ki, ertesi günkü yazısında da devam ediyor, barışsever Obama soslu Amerikan propagandasına, bu sefer daha vurgulu bir şekilde: "Dünyanın en büyük ordusuna ve en gelişmiş silah teknolojisine sahip olan Amerika gücünü 'silahtan' değil demokrasiden alıyor."

Gücünü silahlardan değil, demokrasiden alan Obama'nın barışa ve demokrasiye olan aşkı iki buçuk yıl sürebilmiş anlaşılan. (Tabii bu süre içinde Afganistan'a sevkettikleri binlerce Amerikan askerini saymazsak. Farzedelim ki oraya pikniğe gitmişlerdi.) Obama'nın sözleri karşısında içi kamışan Ahmet Altan'ın gazetesinin de kendi yazdıklarını tekzip edercesine attıkları bu manşetle gücünü nerden aldığı belli oluyor: Amerikan pragmatizminden.

Ya Yasemin Çongar? O da 7 Kasım 2008 tarihli yazısında şöyle diyor: "Barack Obama’nın Amerikan başkanlığına seçilmesi bir zihniyet devrimine karşılık geliyor. (...) İçeride mücadeleye sahip çıkan bir Amerikan yönetimi, dışarıda da yeni bir dille konuşacak; dünyayla ilişkisini korkunun, kaba kuvvetin ve milliyetçiliğin diliyle değil, umudun ve demokrasinin diliyle kurmak zorunda kalacak."

Biz Yasemin hanım gibi uzun seneler Amerika'da yaşamadık elbette. Amerikan dili ve edebiyatının inceliklerini de kendisi kadar bilmemiz mümkün değil. Fakat emperyalizmin dilini iyi biliriz. 1963'te Vietnam'dan biliriz, 2003'te Irak'tan biliriz ve bugün Libya'da da kopasıca dillerinde en ufak bir değişiklik görmeyiz.

Fakat benim anlayamadığım, Yasemin Çongar neden işgallerden yana değil de, barıştan yanaymış gibi yapıyor? 2003'te Irak işgal edildiğinde, kendisi Washington'dan o dönemde yazdığı Milliyet gazetesine her hafta Amerikancı yazılar postalamıyor muydu?

Üşenmedim, Milliyet'in arşivine girdim ve Yasemin Çongar'ın 14 Nisan 2003 tarihli yazısına şöyle başladığını gördüm örneğin: "Bir diktatör daha gitti. Irak'taki gelişmelere bölgeden bakanlar arasında, Baas rejiminin çökmesini, 'felaketin başlangıcı' gibi görenler var. ABD ve Britanya'nın askeri hedeflerine ulaşmasına derin bir öfke duyanlar, Irak askerlerinin Saddam için savaşmamasına şaşıranlar, Bağdat halkının 'emperyalizme karşı destansı bir direniş' göstermek yerine, Saddam'ın heykellerinin üzerinde tepinip saraylarını talan etmesine içerleyenler var."

Yazısına devam ederken de, Amerika'dan Lübnan kökenli Samir Nasir adlı bir arkadaşının görüşlerini köşesinde paylaşmaya değer bulmuş Yasemin hanım: "'Çoğu kişinin söyleyemediği çok temel bir şey var' dedi Samir, "Bir diktatör daha gitti" diyemiyorlar. Bunun Irak halkı için de, kendileri için de çok daha iyi bir geleceğin başlangıcı olabileceğini söylemiyorlar."

Irak halkını bekleyen çok daha iyi bir geleceğin ne olduğunu, öldürülen milyonlarca insandan sonra gördük. Aradan 8 yıl geçti, bugün hala Irak'ta günde yüzlerce insan ölüyor. Tabii bunlar Yasemin Çongar'ı ve arkadaşını ilgilendiren konular değil. Onlar olaylara emperyalizmin penceresinden bakmayı alışkanlık haline getirmişler. İflah olmazlar yani.

Irak'ta her gün binlerce insan katledilirken, Yasemin Çongar bir kere bile bundan bahsetmedi. "ABD Irak'a demokrasi götürüyor ve Türkiye bu durumda ne yapmalı?"ydı onun gündemi. Zira Türkiye'nin ABD'nin bu işgaline yeteri kadar destek çıkamadığını hissettiği zamanlar, köşesinden hükümete fırça dahi çekiyordu. 19 Mayıs 2003 tarihli yazısında şöyle diyor örneğin: "Ankara, savaş sonrasında Irak'ın ihale pastasından kendisine ne pay düşeceğini tartışırken, bir takım acil günlük gereksinimlerin karşılanmasında bile tereddüt gösterdi. Washington Ankara'ya, "Doktor gönderin, teknisyen gönderin" türünden telkinlerde bulundu, nafile. Türkiye'den beklenen sahra hastanesi, Çek Cumhuriyeti'nden geldi. Şimdi artık, Ankara'nın kendisine iletilen 'acil gereksinimler listesi' kapsamında, zorlanmadan yapabileceği katkıları, geciktirmeden yapmasında yarar var."

Yasemin Çongar'ın Washington notlarını daha da genişletebiliriz. Ama sanırım bu kadarı yeterlidir. Dileyen benim gibi üşenmeyip Milliyet'in arşivine bakıp, Çongar'dan incileri okumaya devam edebilir ve bugün emperyalist kuvvetlerin Libya'yı işgal etme girişimine Taraf'tan onay gelmesinde neden şaşıracak bir şey yoktur, görebilir.

Neyse, uzatmayalım. Ferhan Şensoy'un İçinden Tramvay Geçen Şarkı oyununda geçen bir sahnede söylendiği gibi: "Tanklar hazır olunca savaşmanın günüdür, horoz dövüşmek isterse ipe sebep serilir. Hemen sebep bulunur, ipe sebep serilir. Önde sebep, fonda martılar. Vurunuz öldürünüz, batsın bu dünya!"

Onur Özgen

Hiç yorum yok: