7 Mart 2011 Pazartesi

Ey cemaat! Taraf'ı nasıl bilirdiniz?

2008'in Eylül ayında, bir yıl önce başlayan Ergenekon davasını yürüten savcı Zekeriya Öz hakkında bir inceleme başlatılmıştı.

Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De girişimi de davayı örtbas ediyorlar, sonuna kadar gidilsin diye hemen atlamış ve Beşiktaş Barbaros Meydanı'nda savcı Zekeriya Öz'le dayanışma eylemi düzenlemişti.

Yaptıkları açıklamada şöyle diyorlardı: "Savcı Öz'ü desteklemek hem demokrasi mücadelesi hem de darbecilerin yargılanması açısından büyük önem taşıyor." Ve ekliyorlardı: "Savcıyı tanırız, iyi savcıdır." Biz de merak etmiştik haliylen, nerden tanıyorsunuz, elinizde mi yetişti diye...

Aradan 2.5 sene geçti... "Sonuna kadar gidilsin!" dedikleri dava öyle yerlere gitti ki, derin devlete karşı yapıldığı söylenen bir operasyon, adeta derin devletin kendisine dönüştü. Öyle ki, 'derin devlet' deyince aklımıza gelen baş aktörlerin, mesela Mehmet Ağar'ın, Tansu Çiller'in, Sedat Bucak'ın, Süleyman Demirel'in, Mesut Yılmaz'ın, vs. esameleri okunmazken, tüm bu isimlerin ülkeyi yönettikleri dönemde gerçekleşen faili meçhul katliamların peşine düşen gazeteciler, yıllarca mücadele ettikleri derin devlete karşı, bu sefer onun bir üyesiymiş gibi içeri alınmaya başladılar.

Ahmet Şık'ı hepimiz biliriz. Yürüttüğü sendikal faaliyetlerden dolayı medyadan dışlanmasıyla biliriz. İnsan hakları ve meslek etiği üzerine çalışmalarıyla biliriz. Faili meçhul cinayetlerin, asit kuyularına atılıp katledilenlerin, cezaevlerinde dışkı yedirilip insanlık onuru çiğnenenlerin, gözaltında kaybedilenlerin yanında yaptığı haberleriyle biliriz. Metin Göktepe'nin katillerinin bulunması için verdiği emeklerle ve yine Metin Göktepe'nin adının verildiği Gazetecilik Ödülü'nü üç defa almasıyla biliriz.

Nedim Şener'i de hepimiz biliriz. Hrant Dink cinayetinin aydınlatılması için yaptığı haberlerden ve yazdığı kitaplardan biliriz. Emniyet Teşkilatı'nın ve Jandarma Komutanlığı'nın Dink cinayetindeki ihmallerini göz önüne sermesinden biliriz.

Ahmet Şık ile Nedim Şener'in ortak noktalarının, ikisinin de çok iyi birer gazeteci olmaları ve son zamanlarda, Ergenekon davasını yürütenlerin, aslında 'derin devlet'le, 'kontrgerilla'yla hesaplaşmak gibi bir amaçlarının olmadığının anlaşılması için yaptıkları çalışmalarla, iktidarı ve cemaati rahatsız etmiş olmaları olduğunu da biliriz.

Kısacası Ertuğrul Mavioğlu'nun Ahmet Şık için söylediği gibi, bu adamlar, derin devletle ilgisi değil, derdi olan habercilerdir.

Diğer yandan, Taraf'ı da hepimiz biliriz. Öyle değil mi? Yayına girdikleri 15 Kasım 2007'den bu yana sürdürdükleri, gazetecilik vicdanına ve etiğine sığmayan habercilik anlayışlarıyla biliriz.

Ama gazetecilere yönelik yapılan tutuklamalarla ilgili bugün koydukları, "Gazetecilikten tutuklanmadılar!" manşeti, Türk basınında bir milattır. Taraf bu manşetiyle, bir dönem CHP'nin yayın organlığını yapan, Kemalizmin yedinci oku olarak görebileceğimiz Ulus gazetesi'ni dahi geçmiş ve hükümetin gazetesi olduğunu tartışmaya mahal vermeyecek şekilde kanıtlamıştır. Ragıp Duran, "Taraf'ı Ahmet Altan çıkartmıyor" derken ne kadar haklıymış, bir kez daha görülmüştür bu manşetle.

Taraf gazetesini çıkaranların gazetecilik adına taşıdıkları en ufak bir meslek ahlakı, onuru yoktur. Ama hepimiz biliyoruz ki, Ahmet Şık da Nedim Şener de, kendi meslektaşlarını arkalarından vuranların ele geçirdiği gazetecilik mesleğini adam gibi yaptıkları için tutuklanmışlardır. Mesele budur ve çok sarihtir.

Yine de, bu rezil manşeti atanlara sormak lazımdır:

1) Ahmet Şık'ın, Nedim Şener'in gazetecilikten tutuklanmadıklarını nereden biliyorsunuz? Sorguda mıydınız?

2) Bu saçmalıklarla hiçbir ilgilerinin olmadığını bal gibi bilmenize rağmen, meslektaşlarınızı arkalarından vurmaya hiç mi utanmıyorsunuz?

3) Daha ne kadar omurgasızlaşabilirsiniz? Sınırınız nedir?

E bir de cemaate sormak lazım tabii, "Taraf'ı nasıl bilirdiniz?" diye. Malum, Taraf bugünden itibaren artık bitmiştir.

Onur Özgen

Hiç yorum yok: