12 Mart 2011 Cumartesi

Tetiği değil, fotoğrafı çekenin suçlu olduğu bir katliam

12 Mart 1995'te, Gazi mahallesinde çoğunlukla Alevilerin gittikleri üç kahvehane, otomatik silahlarla bir taksinin içinden tarandı. Kahvehanelerin birinde Alevi dedesi Halil Kaya öldürüldü, 20 kişi de yaralandı.

Olayın hemen sonrasında Gazi halkı toplanıp polis karakoluna yürüdü. Polisin halkı dağıtmak için havaya ateş açtığı sırada, serseri kurşunlarla bir kişi daha öldü, birçok kişi de yaralandı. Bu olaydan sonra Gazi halkının öfkesi daha da arttı ve gece boyunca olaylar durmadı.

Bir gün sonra polis karakoluna tekrar yürüyüşe geçildi ve polisle çıkan çatışmada 15 kişi daha hayatını kaybetti. Aralarında gazetecilerin de bulunduğu birçok kişi de yaralandı.

Olayların giderek alevlenmesinin ardından askerlerin de bölgeye gelmesinden sonra, Gaziosmanpaşa'da üç mahallede sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Fakat barikatlar kuran halk, kendi arasında bir komite oluşturarak, isteklerinin yerine getirilmemesi halinde eylemlerini devam ettireceklerini söylediler.

14 Mart günüyse olaylar Gazi'den Ankara'ya kadar sıçradı. Gazi mahallesi önceki iki güne kadar kısmen daha sakin bir gün geçirirken, Ankara'da Kızılay meydanında çıkan olaylardaysa 36 kişi yaralandı.

Bir gün sonra bu sefer Ümraniye Mustafa Kemal mahallesinde olaylar çıktı. Gazi katliamını protesto edenleri dağıtmaya çalışan polisin açtığı ateş sonucu 4 kişi hayatını kaybetti, 20'den fazla kişi de yaralandı.

Olaydan sonra yapılan otopsi sonucu, öldürülen 17 kişiden yedisinin polis mermisiyle hayatını kaybettikleri öğrenildi. 20 polis hakkında, 'müdafaa ve zaruret sınırını aşarak faili belli olmayacak şekilde adam öldürmek' iddiasıyla dava açıldı.

Dava ise, katliamdan ancak 4 ay sonra, 13 Temmuz 1995'te başlayabildi. Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan dava, mahkemenin olay yerine yakınlığından 'güvenlik' gerekçesiyle Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevkedildi. Fakat 'güvenlik' gerekçesiyle Trabzon'a aldıkları davanın duruşmalarına katılmak için Trabzon'a kadar giden ailelerin güvenliğini kimse düşünmedi. 5 yıl boyunca her duruşma öncesi aileleri taşıyan otobüsler taşlandı, insanlar linç edilmek istendi.

Dava boyunca hukuk adına utanç verici gelişmeler yaşandı. Davaya bakan hakim Hüseyin İmamoğlu, "Beni korumakla görevli polisleri ben yargılayamam" diyerek açıkça tarafını belli etti ve davayı bıraktı. Sırf bu yüzden dava iki buçuk yıl uzadı. Sanıklar ilk ifadelerini ancak katliamdan iki yıl sonra, 17 Kasım 1997'de verdiler. Hepsinin ifadesi aynıydı: "Yasal yetkimiz çerçevesinde silah kullandık."

Duruşmada 8 polis hakkında tutuklama kararı verildi. Tutuklananlar fotoğraflarla tespit edilebilenlerdi, diğer sanıklarsa fotoğraf bulunamadığından salıverildiler. Fakat daha sonra suçları fotoğraflarla tespit edilen 6 polis de sonraki duruşmada teker teker bırakıldılar. Dava tam 7 yıl sonra kapanırken, polislerden sadece Mehmet Gündoğan ve Adem Albayrak ceza aldılar. Onların aldığı cezalar da Yargıtay 1. Ceza Mahkemesi tarafından bozuldu ve sanıklar af yasasından yararlanarak sadece 1 yıl cezaevinde kaldılar.

Gazi katliamının baş sanığı yıllar sonra şu açıklamayı yaptı: “Operasyonu yöneten Mehmet Ağar, Necdet Menzir ve Hayri Kozakçıoğlu’ydu. Emri onlar verdi, yargılanan biz olduk.”

Peki ne oldu bu emri verenlere? Mesela, "Vatan için kurşun atan da yiyen de şereflidir!" diyen dönemin başbakanı Tansu Çiller'e? Veya yıllar sonra açıkça, "Evet, devlet için bin operasyon yaptık!" diyen dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'a? İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu'na? Ya da daha sonra Ulaştırma Bakanlığı'yla ödüllendirilecek olan dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir'e? Ya dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe'ye? "Bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz!" sözüyle tanıdığımız Süleyman Demirel misali, polisleri kastederek, "Ben hiçbirinin olayda sorumluluğu, ihmali olduğunu düşünmüyorum" diyen Nahit Menteşe'ye n'oldu?

Hiçbirine, hiçbirine bir şey olmadı. Haklarında tek bir soruşturma dahi açılmadı. Hepsinin yaptıkları yanlarına kar kaldı.

Peki yandaki, Gazi halkına nişan alan polislerin fotoğrafını çeken Ahmet Şık'a ne oldu? Katliamdan 16 sene sonra, fotoğrafını çektiği kontrgerillanın bir üyesi olarak tutuklandı.

Teşekkürler Türkiye!..


Onur Özgen

Hiç yorum yok: