16 Ağustos 2011 Salı

Bir kifayetsiz muhteris olarak Perihan Mağden...

"Basınımızda üç adet Vijdan Kuaförü mevcut. Yıllardır vijdanlı hanımlara-beylere, bi yerlere yetişen kızlara oğlanlara ne fönler çektiler, ne krapeler topuzlar yaptılar, sözden bigudileriyle ne permalar yarattılar!" diyor Taraf'taki son yazısının ilk cümlesinde, Perihan Mağden. Üç adet vijdan kuaförü dediği, yani Umur Talu, Ece Temelkuran ve Yıldırım Türker... Mağden'in son kurbanları...

Bir önceki gündeme gelişinde, güya Ertuğrul Özkök'ü eleştirdiği yazısının sonunda birden Nuray Mert'i Ergenekoncu ilan edivermişti. Hadi, Nuray Mert'le eskiye dayanan bir kişisel husumetleri vardı diyelim. (Ki bu, daha utanç verici bir şey olur, ama neyse.) Peki ya bu seferki hedeflerine ne diyeceğiz?

Sıfır argüman, sınırsız küfür...
Evvela, Mağden'in üslubunu bir ele almalı. Yazılarında, öyle rahatsız edici bir tarz var ki... Politik bir tavır, yok. Prensipler, yok. Vizyon, yok. Olgular, argümanlar, yok. Ne var? Sadece bol küfür ve hakaret var. Hal böyle olunca, benzer düşündüğünüz yerler olsa dahi, kendisine katılmak içinizden gelmiyor.

Örneğin, yazısının başlığını da oluşturan, vicdan solculuğu olgusu, Temelkuran'la Türker için bana göre de cuk oturur. İkisinin de siyasal analiz yeteneklerine pek güvenmem, dolayısıyla politikayı daha çok vicdanlarıyla yorumladıklarını düşünürüm. Ancak ikisinin de mümkün olduğunca sistemle dertleri ve de iyi kalemleri olduğu için, yazılarını beğeniyle takip ederim. Bir şartla: Kendilerinden bir okur olarak beklentilerimi de fazla büyütmem. Bu yüzden, Mağden'in deyimiyle 'konjonktürel dalgalanmalarını' beğenip, cansiperane savunmalara da geçmem.

İktidarın gölgesinde laf cambazlığı...

İkinci husus olarak, Perihan Mağden'in neden özellikle birbirleriyle ortak noktaları çok olan bu isimleri kendisine hedef seçtiğini irdelemek lazım. Yani, medyada uğraşacak yazar kalmamış gibi, Mağden, neden son zamanlarda kendisine hedef olarak muhalif isimleri seçmeye başladı?

Nuray Mert, Umur Talu, Ece Temelkuran ve Yıldırım Türker... Bu dört ismin en önemli ortak noktası nedir? Dördü de patron medyasında yazmaktadır ve dördü de olabildikleri kadar AKP iktidarına karşı eleştirel kalemler olarak sivrilmektedirler. Zurnanın zırt dediği yer de, işte tam olarak burasıdır.

Perihan Mağden, dört yıllık politik bir ayrışmanın belki de son safhalarını yaşadığımız kritik bir dönemde, iktidarın karşısındaki tüm kalemlere teker teker saldırmayı seçiyor.

Seçtiği hedeflerine saldıracak doğru dürüst bir argüman bulamadığı için de, yazdıkları gazeteler üzerinden saldırıya geçiyor.Umur Talu'yu Cem Uzan'ın Star'ına veya Fatih Altaylı'nın Habertürk'üne köşelenmekle suçluyor mesela. Kendisi de bir dönem Doğan Medya'ya bağlı Radikal'de yazmamış gibi ya da tüm bunları Taraf sütunlarından yazmıyormuş gibi davranması ilginç tabii...

Peki Mağden, iktidarın muhalif kalemlere yönelik yürüttüğü sistematik bir saldırının ögelerinden biri olmayı bilinçli olarak mı seçti, yoksa büyük bir akıl tutulması mı yaşıyor? Halil Berktay ve Murat Belge gibi kaşarlanmış yazarların yanı sıra; Rasim Ozan Kütahyalı, Yıldıray Oğur ve Melih Altınok gibi yeni yetmelerin yazdığı bir gazetede yazmayı seçip, yanı başında bu kadar rezil bir topluluk dururken, kafayı Yıldırım Türker'e takmasına neden olacak ve tüm bunların yanında bir kere bile olsun, "Yahu ben ne yapıyorum?" dedirtmeyecek çapta derin bir akıl tutulmasının var olabileceğine inanmıyorum. Keşke öyle olsa.

Perihan Mağden, Radikal'den neden ayrıldı?
Öte yandan Perihan Mağden'in bir zamanlar kendisinin de yazdığı ve bugün Eyüp Can'ın yüzüne benzettiği Radikal'den neden ayrıldığı da önemli bir ayrıntı. Özellikle, son yazısında da neredeyse her cümlede bir yer verdiği, popüler yazarların geniş okuyucu kitleleri tarafından takip edilmesine bu kadar meraklıysa, bu soru daha da anlam kazanıyor. Çünkü Radikal'deyken, en az bugün büyük bir hasetlik beslediği belli olan yazarlarınki kadar geniş bir hayran kitlesine sahipti.

Radikal'de birlikte yazdıkları dönemde, hayli büyük bir okuyucu kitlesi tarafından takip edilen Hakan Gülseven'in gazeteden ayrılması için iyi bir sebebi vardı örneğin: Radikal'de yazamadıklarını yazabileceği, sisteme doğrudan, kıvırmadan vurabileceği muhalif, devrimci bir dergiyi, yani RED'i çıkartmak. Amacına da ulaştı. RED, öyle veya böyle, kendisinin de olağanüstü emekleriyle beş senedir çıkıyor ve Radikal'deki okuyucu kitlesini niceliksel olarak belki yakalayamasa da, çok daha nitelikli bir okuyucu kitlesine sahip. Tüm bunları, Mağden'in kendisi de, ilk sayılarında yazılarıyla RED'e katkı sunduğu için iyi bilir.

Peki, Perihan Mağden'in Radikal'den ayrıldığında kafasındaki plan neydi? Taraf'ta yazmak mı? Hakikaten, Mağden'in kafasındaki plan, program böyle bir şey miydi? Radikal'in yapamadıklarını yapması için kurulan bir gazetede yazmak mı?

Eğer böyleyse, Mağden'in Radikal'den sonra yazmak için seçtiği gazeteye bakarak, kendisine göre vijdan kuaförlerinde bulunmayan devamlılığın-tutarlılığın, tersten de olsa Perihan Mağden'de fazlasıyla mevcut olduğunu kabul edebiliriz sanırım! Fakat yine vijdan kuaförlerinde yok dediği hicap hislerini, kendisinde de göremediğimizi, hicap duyarak eklemek gerek...

Bir Oğuz Atay deyimi: Kifayetsiz muhteris
Taraf gazetesinde, eşyanın tabiatına uygun biçimde, tabiri caizse hep dönekler yazmakta. Keşke bunların arasına Perihan Mağden katılmamış olsaydı. Bu açıdan kendisi için elimden sadece üzülmek geliyor.

Fakat dozajını giderek arttırdığı küçük hesaplarının, hasetliklerinin, fesatlıklarının, kibirinin, yersiz öfkelerinin ve hakaretlerinin nedenini anlayabilmek mümkün değil.

Kendisiyle belki de kalan tek ortak noktamız Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'da çok sık kullandığı bir deyim vardır: Kifayetsiz muhteris. Anlamını bilen için çok ağır olan bu lafı, Mağden de çok iyi bilir. Ve bence, Perihan Mağden'in geldiği yeri en iyi özetleyebilecek deyim budur.

Mağden'in muhterisliği karşısında kifayetsiz kalabilir ama, bir vijdan kuaförlüğü de biz yaparsak: Sahi, sen ne zaman böyle bir insan oldun Perihan Mağden? Yoksa, hep böyle bir insan mıydın zaten?

Onur Özgen

Hiç yorum yok: