12 Ağustos 2011 Cuma

Makul bir 'komünist'in kaleminden 'aşırı' bir isyan...

Günlerdir, İngiltere'deki isyan hareketlerine odaklanmış vaziyetteyiz. Ana akım medyanın olayları aktarış biçimi tiksinti verici olduğu için, daha çok bağımsız haber kuruluşlarının ve İngiltere'den güvendiğimiz kaynakların haberlerine ve görüşlerine bakıyoruz. Ortak kanı, Tottenham’da siyahî bir vatandaş olan Mark Duggan’ın bir polis tarafından başına sıkılan kurşunla öldürülmesinin sonrasında başlayan olaylar; ülkede bugüne kadar süre gelen işsizlik, yoksulluk ve göçmenlere karşı uygulanan ırkçılıkla da birleşince gençliğin sisteme karşı duyduğu bir öfke patlamasının yaşanması olarak görülüyor.

Bu öfke patlamasının İngiliz hükümetini, Londra'da yaşayan zenginleri, gerek İngiltere'deki gerekse diğer ülkelerdeki büyük medya kuruluşlarını, vs. korkutması ya da rahatsız etmesi anlaşılır. Fakat, bundan bir solcu niye rahatsızlık duyar?

Sol Haber Portalı yazarlarından Yurdakul Er'i, İngiltere'deki olaylardan daha önceki Mısır'daki isyan hareketlerine kadar birçok kitle hareketleri epey rahatsız etmiş olacak ki, dün 'Londra Kahire'den çok mu farklı?' başlıklı bir yazı yazma ihtiyacı hissetmiş. (1)

Er, yazısının hemen başında, Arap ayaklanmalarındaki kitleler ile Londra'da ortalığı karıştıran gençler arasında sosyalizm adına bir fark görmek zorunda olup olmadıklarını soruyor ve kendi sorusuna da kendisi cevap veriyor: "Değiliz!"

Nedenini ise şöyle açıklıyor: "Çünkü sosyalist taleplerin ağırlığının hissedilmediği zaman ve mekanlardaki kitle hareketlerini kutsamak, onlarda baştan sona devrim ve devrimcilik görmek, sosyalizmle bağdaştırılamayacak bir kolaycılığa karşılık geliyor."

Şu an dünyanın hiçbir ülkesinde olmadığı gibi, elbette İngiltere'de de ciddi bir sosyalist kalkışma falan yok. Fakat sosyalistler adına hayli umut verici gelişmelerin olduğu da bir gerçek. Yurdakul Er, İngiltere'deki gelişmeleri nereden takip ediyor bilemiyoruz. Fakat bizim kaynaklarımıza göre, umut verici gelişmeler olarak bazı notlar sıralayabiliriz.

Ülkede bir senedir, son yılların en kitlesel eylemleri olarak nitelendirilen, yüz binlerin sokağa döküldüğü eylemlerin yapıldığını söyleyebiliriz mesela.

Kasım 2010'da üniversite harçlarının üç katına çıkarılmasına karşı tüm ülkede 100 bine yakın üniversite öğrencisinin sokaklara çıkması; hükümetin kemer sıkma politikalarına karşı Mart ayında işçi sendikalarının örgütledikleri mitinge 500 bini aşkın emekçinin katılması; emeklilik haklarındaki kesintiye karşıysa 750 binden fazla kamu çalışanının tüm ülkede genel grev örgütlemeyi başarması ve bu genel grevin, ülkedeki son 30 yılın en büyük eylemi olması gibi...

Bu saydığımız gelişmeler, özellikle Türkiye gibi sol adına dip vaziyetteki bir ülkenin komünistleri için, kafi derecede umut verici ve de sevindirici olmalı. Fakat korkarım, Yurdakul Er için öyle değil.

Yukarıda saydığımız gelişmeler, Yurdakul Er'in önce Londra'da ortalığı karıştıran gençler olarak nitelediği, sonra da kitle hareketine çevirdiği ayaklanma durumunun, aynı zamanda ciddi de bir evveliyatı olduğunu göstermiyor mu? Peki bu evveliyatın içeriğindeki, sayısı 750 bini aşkın bir genel grev, ne zamandan beri komünistler tarafından sosyalist taleplerin ağırlığının hissedilmediği bir mecra olarak kabul görüyor?

Devam ediyor Yurdakul Er, müthiş değerlendirmelerine: "Yunanistan’ı örneğin, Yunanistan Komünist Partisi’nin etkili varlığı nedeniyle, diğer yerlerdeki kitlesel başkaldırılardan ayırmak zorundayız. Misal: Mısır’da hareketin gerçek sahipleri kısa sayılabilecek bir sürede belirginlik kazandı. Meydan, emperyalist sistemin yeni adamlarıyla Müslüman Kardeşler türü örgütlenmelerin eline bakar oldu."

Yunanistan Komünist Partisi'nin (KKE) ülkedeki etkili varlığı bir köşede dursun, oraya daha sonra değiniriz; fakat öncelikle, Yurdakul Er'in parti ile kitle hareketi arasındaki ilişkiye bakış açısını biraz irdelemek gerekli.

Er'e göre, isyanların gerçekleştiği ülkeler içinde, bir tek Yunanistan'ı önemseyebilirmişiz! O da, KKE'nin ülkedeki etkili varlığı yüzündenmiş!

Birincisi, haklı sebeplere dayanan herhangi bir kitle ayaklanmasına dair, sırf söz konusu ayaklanmada komünistler etkin bir rol üstlenemiyor diye, baştan olumsuz düşünceler üretmek, sakıncalı bir bakış açısıdır. Bu durumda bir komünistin kafasını yorması gereken yer, bu ayaklanmada nasıl aktif bir rol üstlenebilecekleri ya da bu ayaklanmalardan nasıl devrimci kazanımlar çıkarılabileceği olmalıdır.

İkincisi, eğer durum bunun tam tersiyse de, yani komünistlerin etkin bir rol oynadığı bir kitle eylemi söz konusuysa, -ki Yurdakul Er'e göre Yunanistan'da durum KKE sayesinde aynen böyle- bunun da anlamı, partinin kitle hareketinden daha önemli bir konuma evrilmesi demek değildir. Dünyanın en büyük devrimcilerinin bir parti içinde toplandığını düşünsek dahi, eğer ortada bir kitle hareketi yoksa, o partinin içindeki dünyanın en büyük devrimcilerinin hünerlerini göstereceği bir alan da yok demektir.

Rosa Luxemburg, herkesi bu konuda net olmaya çağırır: "Bir devrimci işçi hareketinin yapacağı hatalar, adına merkez komite denilen herhangi bir organın yanılmazlığından bin kat daha değerli ve verimlidir tarihsel açıdan." (2)

Yani aslolan, partiden önce kitle hareketidir ve hareketin içindekilerin manevra kabiliyetlerini özgürce geliştirebilmeleridir.

Fakat nasıl partinin tek başına varlığı bir anlam ifade edemezse, kitle hareketi de, bir ayaklanma esnasında nereye yönlenmelerini gösterecek devrimci bir politik önderliğe ihtiyaç duyar. Doğrudur, kitle hareketlerinin geleceğini, o hareketi hangi politik grubun yönlendirdiği belirler. Ama sadece bu belirler dersek, bunun adı kitleyi yönlendirmek değil, kitleyi yönetmek olur. Bu da, bir devrimci kalkışma sırasında, o kitlelerin partiden, kendilerine bir devrim hediye etmesini bekleme hakkını doğurur. Madem kitle hareketlerinde, kitlelerin önemi bu kadar az, o zaman devrim, kendilerine profesyonel devrimci diyen bir grup komünistin ellerinden öpecektir.

Ayrıca bu düşünce şekliyle, gerçekleşen kitle ayaklanmalarının, aynı zamanda komünistler için örgütsel kazanımlar ihtimali anlamına geldiği de yok sayılmış olunuyor. Bir kitle ayaklanması, karşı devrimci görebileceğimiz bir politik grup tarafından yönlendiriliyor olsa dahi; bu, o ayaklanmadan derhal umudumuzu kesmemiz gerektiği anlamına mı gelir? Yoksa bu, komünistlerin önünde, kitlelerin verili bilinç düzeylerine, gereksinimlerine ve kendilerini isyan etmeye iten öfkelerine hitap eden sloganlarla ve devrimci faaliyetlerle kitleleri kazanmak ve süreç içinde onları seferber etmeye ikna etmek gibi çok zorlu bir görev bulunuyor demek midir?

Partinin amacı, kitlelerin mevcut politik bilinciyle politik sınıf bilinci arasında bir köprü kurmaktır. Ama bu da, sadece partinin başarabileceği bir şey değildir. Politik bilinç, ancak kitlelerin kendi eylemleri aracılığıyla öğrenebilecekleri bir şeydir. O halde partinin amacı, kitleleri bunun için seferber etmek olmalıdır. Çünkü kitle, yine ancak bu seferberlik içerisinde politikleşme şansına erişebilir.

Troçki bu konuda, komünistlerin görevinin kitleyi seferber etmek olduğunu söyler ve Yurdakul Er gibi adeta kehanetler üzerinden fikirler yürütmeye çalışanları da sert bir biçimde eleştirir: "Bizim görevimiz takvime bakarak kehanetlerde bulunmak değil, politik duruma uygun sloganlarla işçileri seferber etmektir. Stratejimiz, soyut spekülasyon değil, devrimci eylemdir." (3)

Stratejisi soyut spekülasyon olan Yurdakul Er'se, bir yandan dünyanın değişik bölgelerinde devrimci eylemlere girişenlerin çabalarını küçümsüyor, öte yandansa Yunanistan'daki kitle ayaklanmalarında KKE'ye hiç de haketmediği devrimci bir öncü rolü atfediyor.

Yunanistan'daki gerçekten devrimci partiler, örgütler, kuruluşlar; Yunan emekçilerini, hükümetin IMF, AB ve Avrupa Merkez Bankası ile imzalayıp krizin bedelini çalışanlara ödetmeyi planlandığı borç anlaşmasına karşı süresiz genel greve, meydanlara, sokaklara ve mücadeleye çağırırken; KKE her zamanki reformist tavrıyla, sadece seçim yapılmasını talep edebiliyordu. Hem de devrimciler, emekçiler, polislerle sokak sokak dövüşürlerken, meydanları birer birer zapt ederlerken ve kurulacak hiçbir burjuva hükümetini tanımayacaklarını ilan ederlerken!

Yani, Yurdakul Er bir konuda haklı. Yunanistan'da gerçekten ciddi bir devrimci durum var; fakat bunda KKE'nin en ufak bir payının olmadığı gibi, ciddi de bir geriletici işlevi var.

Yunanistan konusunu sonlandırıp, tekrar İngiltere'ye geçersek; Yurdakul Er'in buradaki olayları küçümseyici bir tarzla değerlendirmesinden, sanırım Britanya Komünist Partisi'nin ülkede pek de sözünün geçmediğini anlayabiliriz.

Partinin olaylara dair yaptıkları açıklamada, "Şiddete ortak olmamanın sorumluluğunu alıyoruz" gibi, gerçekten de ciddi bir tarihsel sorumluluk isteyen bir kelamda bulunabiliyorlarsa, neden etkili bir parti olamadıklarına da şaşırmamak gerek. Bir de, bu şekliyle eylemlerin içinde yer alamayacaklarını duyurup, gençlere de sınıfla buluşmaları gerektiğini öğütlemişler. Tabii, gençler eylemin bizzat içindelerken, eylemin içine giremeyeceklerini duyuran çemberin dışındaki bir partinin tavsiyelerini ne derece dinlerler bilinmez!

Hele hele, partinin içinde Yurdakul Er'in şu kurduğu cümleyi kurabilecek bir zat varsa, gençlere parti binalarını dahi molotoflatabilirler: "Böyle tepkiler, son tahlilde belki hiç yoktan iyidir ve bizim düşman olmayı seçtiğimiz eylemler de değildir, ama sosyalizmin şu veya bu şekilde bir damgasını taşımıyorsa, bunlara hep bir kuşkuyla yaklaşmak zorunda kalıyoruz. Kapitalizm, çetelerden, mafya tipi örgütlenmelerden çok mu hoşnutsuz da, böyle merkezkaç güçlerin vur-kaç eylemlerinden rahatsız olsun veya batsın?"

Yani kapitalizm, çetelerden, mafya tipi örgütlenmelerden mutsuz olmuyorsa, sistemden hoşnutsuz ve öfkeli bu gençlerin şiddet gösterileri için mutluluktan havaya uçabilir! Diğer bir deyişle, mafya örgütlenmeleri, çeteler ile isyancı gençler arasında pek de bir fark yoktur!

Kapitalizmin adına niyet okumalarına devam ediyor Er: "Kapitalizm, bugün artık kendisini sürdürmek için böyle aşırılıkları taşımak zorunda kaldığını öğreniyor."

Yurdakul Er'in 'aşırılık' tanımı ilgi çekici. Ona göre, siyahi göçmenlerin yaşadığı, üstüne üstlük ekonomik sorunların da had safhada yaşandığı bir bölgede, siyahi bir vatandaşın polis kurşunuyla öldürülmesiyle doğal olarak ortaya çıkan öfke patlaması, bir aşırılık. Çünkü içinde şiddet barındırıyor. Oysa ne yapmalıydı o gençler? Derhal, evlerine en yakın Britanya Komünist Partisi merkezine gidip üye olmalılar ve partilerinin saygınlığına laf getirmeyecek makullukta eylemlere girişmelilerdi.

Yurdakul Er, aşırılık kavramını gözden geçirmeli.

Aşırı olan, 2005'te Fransa'da yine benzer bir olay sonucunda iki siyahi göçmen gencin polis tarafından katledilmesidir. Bu cinayetin sonunda 400'e yakın yerde bir ay süren isyanlar, sadece doğal bir sonuçtur.

Aşırı olan, 2008'de Yunanistan'da genç Alexis'in yine polis tarafından öldürülmesidir. Ardından başlayan olaylar, bu cinayetin yarattığı doğal bir sonuçtur.

Aşırı olan, bu yaz Tunus'ta üniversite mezunu seyyar satıcılık yapan Bouazizi'nin yoksulluk nedeniyle kendisini ateşe vermesidir. Bunun sonucunda ülkede ayaklanma çıkması, doğal bir sonuçtur.

Ve aşırı olan, geçtiğimiz günlerde Tottenham'da polisin sokak ortasında siyahi bir vatandaşı kafasına sıkarak öldürmesidir. Bu olaydan sonra etrafın yangın yerine dönmesi de doğal bir sonuçtur.


Bir doğal sonuç daha var ki, o da Yurdakul Er'in bu müthiş yazısında kapitalizmle iki ortak noktasının çıkması:

Birincisi; kapitalizme göre de Yurdakul Er'e göre de aşırı olan, nedense hep ezilenlerin, mağdurların, yoksulların, emekçilerin ve onların çocuklarının şiddeti oluyor.

İkincisi; yazısının sonlarında, Avrupa kapitalizminin bu tür eylemliliklerden çok rahatsız olduğuna inanmadığını dile getirmiş. Kendisine ilk defa katılıyorum. Ben de Avrupa kapitalizminin bu tür eylemliliklerden çok rahatsız olduğuna inanmıyorum. En azından Yurdakul Er kadar rahatsız olmuyordur!

Dipnotlar:

(1) Yurdakul Er'in ilgili yazısı: http://haber.sol.org.tr/yazarlar/yurdakul-er/londra-kahire-den-cok-mu-farkli-45354
(2) Rosa Luxemburg, Rus Sosyal Demokrasisinin Örgütlenme Sorunları, 1904.
(3) Lev Troçki, 'Pekin'deki Dostlara Mektup, 3 Ekim 1932'


Onur Özgen

1 yorum:

lacrymosa dedi ki...

harika yazmışsın fikrine sağlık...