10 Ocak 2012 Salı

Murat Belge'nin gözünde AK Parti nasıl AKP'leşti?

“"Türkiye değişen dünya koşullarının yardımıyla bu ‘vesayet rejimi’ ile hesaplaşmak durumunda. Dolayısıyla ‘bu çizginin arasında duranlar ve durmayanlar’ diye gayet net bir ayrım var. Ben de bu vesayet rejiminin artık ortadan kaldırılması gerektiğini düşünen bir adamım. Bu da bizim kilitlenme gerekçemiz. Bu bir demokratik kilitlenme durumu."” (1)

Siyasetle, politikayla ilgili her insan hatalarda, yalpalamalarda bulunabilir. Bu, çok olağan bir durumdur. Olağanüstü olan, hata yapıp, sonra yine hata yapmak ve hataların küçük bir tepecik oluşturduktan sonraysa dağ gibi bir hata daha yapmaktır. Ve bunu, beğenelim ya da beğenmeyelim, Murat Belge gibi bir adamın yapmasıdır.

Murat Belge, kendisinin de ifade ettiği gibi, uzun süredir demokrasiye kilitlenmiş vaziyetteydi. Nihayet, Taraf’'ta Neşe Düzel'’e dün vermiş olduğu röportajla (2) beraber gördük ki, hayata dönmüş. Kendisine günaydın, yakınlarının ve sevenlerinin gözü aydın.

Verdiği röportaj, aynı zamanda çok da önemli bir röportaj olmuş. (Hatta, Murat Belge'’nin bugüne kadar verdiği tüm röportajlar bir yana, bu röportaj bir yana gibi bir şey.) Zira, Belge’'nin Türkiye’'nin politik yönelişi ve AKP'’nin bu yöneliş üzerindeki rolü hakkındaki görüşlerini belirttiği bundan önceki tüm röportajlarında -haliyle- bir öngörü vardı. Bu röportajdaysa, geçmişin ve bugünün bir muhakemesini ve bu muhakemeden çıkan sonuçla beraber bir gelecek tasviri görüyoruz. Belge'’nin bu -ibretlik- muhakemesi ve tasviri, üzerinde durulmaya değer.

Referandum ve genel seçimlerin öncesinde, siyasal pozisyonunu, öncelikle askeri vesayete ve devlet içindeki derin güçlere karşı almak gerektiğini düşünen Belge, bu noktada iktidar partisiyle bir ittifak içerisine girmekten de beis duymuyordu. Fakat vermiş olduğu son röportajında görüyoruz ki, Murat Belge yine yer değiştirmiş ve önceki pozisyonunun karşısında bir konuma geçmiş. Bunu da kendisi daha önce AKP'’ye adeta ‘demokratik devrimin öncüsü’ rolünü atfederken, artık bize AKP'’den demokrasi adına bir şey beklemememiz gerektiğini söylemesinden anlıyoruz. (Bizim zaten böyle bir beklentimiz yoktu ki.)

Burada ilk bakışta garip olan bir şey yok. Zira her politik öngörü doğru çıkacak diye bir kural yok. Fakat öngörüleri tutmayan birinin de bununla alakalı bir özeleştiri verme ihtiyacı duyması, ciddi bir hesaplaşmaya girişmesi gerekir. Etik açıdan bu, böyledir. Murat Belge'’yse röportaj boyunca bir kere dahi bunu yapmayı düşünmüyor. Çünkü o, Murat Belge. Türkiye entelijansiyasının baş aktörü. O, hiç kimseye hiçbir şey için hesap vermez. Ama biz yine de -haddimiz olmayarak- karşı çıkalım Murat Belge’'ye, sözümüzü söyleyelim.

Öncelikle röportaja seçilen başlıktan başlayabiliriz sanırım: “"Muhafazakar değiliz, Atatürk de ilerici değildi."”

Nasıl inanalım peki Murat Belge'’ye şimdi biz? Bir zamanlar, “"Solcu ilericidir, sağcı gericidir"” derdi, sonra bir baktık ki, liberalizm soslu siyasal İslamın sağ muhafazakar temsilcileri ilerici oluvermişler! Şimdi de AKP’'nin gericileşmeye başladığından bahsediyor. Ne malum Atatürk'’ün de Murat Belge'’nin nazarında bir iki seneye kadar ilericileşmeyeceği?

Diğer yandan dünü, şimdiyi ya da yarını aydınlanmacı bir değerlendirmeyle sadece ilericilik-gericilik kavramları üzerinden okumaya çalışmak ne kadar doğrudur? Nitekim bu tarih okuması Murat Belge'’yi, röportajın başında Abdülhamit dönemindeki Batı yanlısı modernistleri ilerici olarak niteleyip, devamındaysa Cumhuriyet sonrasındaki Türk modernleşmesinin mimarı olan Mustafa Kemal’'in başında olduğu Kemalist modernizmi gerici bulmak gibi tutarsız bir sonuca götürüyor.

Bunun nedenini de Osmanlı'’nın son dönem entelektüellerinin Batı'yla kültürel olarak daha iyi ilişki kurabilen, moderniteyi arayan insanlar olmaları; ancak Cumhuriyet sonrası entelektüellerinse Batı'yla yalnızca ideolojik bir bağ kurabilmiş olmaları olarak belirliyor. Yani kültürü, ideolojinin tepesine yerleştiriyor. Böylece de Osmanlı'’nın son dönemlerinde başlayan Batı yanlısı modernleşme hareketlerinin bir ürünü olan ‘o kültür’ün aynı zamanda Cumhuriyet sonrası inşası tamamlanan ve adına Kemalizm denilen modernleşmenin de ideolojisini oluşturduğunu göz ardı ediyor.

Aynı şekilde Murat Belge, toplumumuzdaki Osmanlı'’dan bu yana süre gelen ‘her şeyin temeline devleti koyma alışkanlığı’nı eleştirirken; ‘'ilericilik olacaksa padişah, komünizm olacaksa devlet yapacak anlayışı'’nı yererken, neden kendisinin '‘demokrasi olacaksa AKP yapacak anlayışı’'na değinmiyor? Hadi o değinmedi, Neşe Düzel neden hatırlatma gereği duymuyor?

Neşe Düzel hiç topa girmiyor; ama neyse ki Murat Belge kendiliğinden giriyor konuya. AKP'’nin adını ilk anışında AK Parti diyor. Çünkü övücü bir şey söyleyecek. AKP’'nin köklerinin devletin kurucu unsurlarına, yani Kemalist-milli sermayeye kafa tutan Anadolu sermayesine dayanmasından ve ordunun yavaş yavaş nötralize olup siyasi idarenin emrine girmesinin de böyle bir sınıfsal kökleri olduğundan övgüyle bahsederken, AKP değil, AK Parti diyor. Fakat röportajın sonuna kadar bir daha asla AK Parti lafını almıyor ağzına, hep AKP diyor. Oradan itibaren anlıyoruz ki, AKP’'yi eleştirmeye başlıyor. Şimdi Murat Belge'’nin gözündeki AK Parti’'nin nasıl AKP’'leştiğine bakalım.

Murat Belge, Türk modernleşmesinin dününden, sözü nihayet bugünün toplumuna getiriyor ve başlıyor ‘yeni öngörü’lerini anlatmaya. Neşe Düzel'’in, “"Bu toplum nasıl bir rota izleyecek?"” sorusuna, askeri vesayetin bittiğini ve artık bir tür plebisiter otoriteryenizme gidileceğini söylüyor. Plebisiter diktatörlük, ‘"çoğunluk böyle istiyor, böyle yapalım"’ sonucunu doğuracak diyor. Çünkü plebisiterin, referandum demek olduğundan, AKP'’nin gerekirse artık halka memlekette domuz yemek yasak olsun mu diye sorabilecek güce eriştiğinden ve İslami yaklaşımın egemen olduğu otoriter bir rotaya girilebileceğinden bahsediyor.

Daha da ileri gidiyor, Kemalistlere de hak veriyor. Beyoğlu'’nda masaların kaldırılması, sokakların boşaltılmasına getiriyor lafı. Kadınlı erkekli bir masada oturup içki içmeniz artık o kadar da kolay olmayabilir, böylece Kemalistlerin de uzun süredir korktuğu şey gerçekleşebilir diyor.

Neşe Düzel, Murat Belge’'nin bu sözlerinin üzerine afallamış olacak ki, nasıl yani diye soracak oluyor, Belge daha da açılıyor. E yüzde 50 oy almış bir parti var, artık zamanı geldi deyip bunu yapabilir. İçki sorunu daha fazla büyüyebilir. Çünkü yediğinle içtiğinle çok alakalı bir kesim var diyor.

Ardından Düzel, bir sonraki sorusunda sanki konuyu değiştirmek istercesine, Belge'’nin biraz önce söylediklerinden alakasız bir şekilde son kitabıyla ilgili bir soru yöneltiyor. Ama biz biraz, Belge’'nin bu sözleri üzerinde duralım.

Şimdi, bu sözleri Cumhuriyet ya da Aydınlık gazetesindeki Kemalist bir yazardan duysak şaşırmayız. Zira Murat Belge’'nin de dediği gibi zaten senelerdir duyduğumuz şeyler bunlar. Ama senelerdir AKP'’nin ve temsil ettiği İslamcı geleneğin, orduyla ve Kemalist devlet yapısıyla hesaplaşmasından demokrasi ve özgürlükler alanının genişlemesini bekleyen Murat Belge’'den bunları duymak hayli ilginç. Sanırım AKP, Murat Belge'yi zayıf noktasından vurmuş: İçki.

Sanki bugüne kadar AKP, antidemokratik hiçbir şey yapmamış, bu yüzden de Murat Belge AKP’'ye karşı çıkmayı hiç aklından geçirmemiş. Ta ki Beyoğlu'’nda masalar toplanana dek!

Elbette insanların yaşam tarzlarına yönelik tehditler de hiç küçümsenmemelidir. Ama daha geçtiğimiz Mayıs ayında Başbakan'’ın Hopa ziyareti öncesi gerçekleşen polis saldırıları esnasında hayatını yitiren emekli öğretmen Metin Lokumcu için, “"Hopa’'da adam öldü diye birileri bununla AKP'’ye oy kaybettireceğini umuyor herhalde"” (3) diye yazabilen birinin, yani bir insan ölümünün ardından dahi destek verdiği siyasi partinin seçimlerde alacağı oyu düşünebilen birinin, yetmedi, Hopa'daki olayın hemen akabinde verdiği bir röportajda (4) Metin Lokumcu'yu ve çevresinin çevresini Ergenekoncu ilan edebilen birinin, hükümetin antidemokratik karakterini yalnızca seçimlerin sonrasında kendisinin de dahil olduğu yaşam tarzını tehdit edici uygulamaların başlamasından sonra gündeme getirip, AKP’'yi eleştirmenin aklına gelmesi ve AKP’'ye yalnızca buradan vurmaya çalışması ve AKP'’nin aldığı yüzde 50 oyda kendisinin sanki hiç payı yokmuş gibi, “"O kadar oy almış adamlar, istediğini yaparlar valla"” diye pişkin pişkin konuşması sadece kendisini küçültmez mi?

Tüm bunlardan bahsettikten sonra, “"AKP Türkiye'’yi demokratikleştirebilir mi?"” sorusuna da "“AKP Türkiye’yi demokratikleştireceği kadar demokratikleştirdi"” diyor. "“Daha fazla demokratikleştirebilmesi için bugünkü zihniyetinden vazgeçmesi lazım"” diye de ekliyor. AKP'’nin bir duruşu olmadığından, Başbakan'’ın Uludere de dahil olmak üzere bugünkü tavırlarına bakarak, AKP’'den artık yeni bir demokratikleşme beklemediğinden bahsediyor.

Yani Murat Belge bizimle düpedüz dalga geçiyor. Demokratikleşeceğimiz kadar demokratikleşmişiz. Bu muymuş yani ‘'ileri demokrasi’'nizin gelebileceği en son yer? Uludere mi? Bravo doğrusu!

Başbakan hakkındaki tespitleri de harika. ‘'Burnundan kıl aldırmayan’', '‘herhangi bir eleştiriye tahammülü olmayan'’, '‘benim dediğim doğru diyen'’ ve '‘bu doğruyu dayatmaya çok eğilimli'’ bir başbakan var imiş şu anda. Nerede o yazarlara, sinemacılara, oyunculara, şairlere, müzisyenlere kahvaltı davetleri düzenleyen; referandum sonrası konuşmasında tüm '‘yetmez ama evet'’çilere teşekkürler eden; seçimlerin ardından balkonlarda önüne geleni kucaklayan Recep Bey, nerede şimdi ki Tayyip Bey.

Şimdi, Murat Belge'’nin bu söylediklerini, çok değil, 5-6 ay öncesine kadar AKP'’den yana olmayan herhangi görüşteki biri söylese, Murat Belge ve çevresinin çevresince anında Ergenekoncu diye mimlenirdi. Fakat şimdi Murat Belge söyleyince, bakın ne güzel yeri geldiğinde o da hükümeti eleştirebiliyor oluyor. Olmasın.

Çünkü meczup değildi Murat Belge. Bugüne kadar naptığını gayet iyi biliyordu. Yazının başındaki sözleri söylediği röportajda, "Kandırıldığım filan yok, ben kimden ne bekleyeceğimi gayet iyi biliyorum" diyen de kendisi.

O yüzden ya Murat Belge çıkacak, o bahsettiği plebisiter diktatörlüğün yaratılmasında kendisinin de üstün emekleri olduğunu anlatacak ve en azından yıllar sonra bize bir şey söylemiş olacak ya da üç aydır yaptığı gibi Halil Berktay'la Taraf'taki köşelerinde, “"Sosyalizm bitti yahu Muratcım"”, "“Yok be Halil, abarttın sen de”" diye takılmaya devam edecek.

Tabii, 70’'lerde İsmet Özel’'le Halkın Dostları dergisini çıkaran, Faulkner’'den, Joyce’'tan çeviriler yapan Murat Belge, kendisini Halil Berktay’'la sosyalizm tartışacak kadar nasıl düşürdü anlayabilmek güç. Ama gerçekten üzücü.

Röportajının sonunda da aynen şöyle demiş: "“Bir tarafta azınlık tahakkümü. Buna Kemalizm deyin. Öbür tarafta çoğunluk hâkimiyeti. Buna plebisiter otoriteryenizm deyin. İkisi de demokratik değil. Bunlar tahterevalli gibiler! Bir üstte, bir alttalar. Başka birine yer yok burada. Bu mücadeleden demokrasi kazanmıyor işte. Uludere olayında da bu yaşanıyor. Uludere’'yi eleştirenlere, bizzat Başbakan vatan haini muamelesi yapıyor. Çok beğendiği İçişleri Bakanı da demokratik kültür olmadığının canlı bir kanıtı olarak dolaşıyor ortada."”

Belge'nin bu sözlerinin altına imzamı atıyorum. Zaten biz de yıllardır aynı şeyi söylüyorduk. Bu yüzden demokrasiyi yukarıda tepişenlerden değil, aşağıdaki mücadelelerden beklemek lazım diyorduk. Siz de bize Ergenekoncu, darbeci diyordunuz. Unuttunuz mu? Biz unutmadık. Neyse ki iktidar, belleğimize henüz bir zarar veremedi.

(1) http://www.t24.com.tr/28-subat-yargilanirsa-imza-atan-erba/haber/76577.aspx
(2) http://www.t24.com.tr/murat-belge-muhafazakar-degiliz-ataturk-de-ilerici-degildi/haber/190804.aspx
(3) http://www.taraf.com.tr/murat-belge/makale-potsdam-dan.htm
(4) http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&Date=04.07.2011&ArticleID=1054992

Hiç yorum yok: