15 Mart 2012 Perşembe

Yoldaş Troçki'den sevgilerle...

Birgün gazetesinin web sitesinde dün Ahmet Meriç Şenyüz imzalı bir haber-yorum yayınlandı. (1) Haberde geçtiğimiz Cumartesi günü Taksim Hill Otel'de gerçekleştirilen Birinci ÖDP Tartışmaları'nda Arap coğrafyasında yaşanan gelişmelere ilişkin yapılan oturumda konuşulanlar var.

Alper Taş, Masis Kürkçügil, İbrahim Varlı, Hayri Kozanoğlu, Kenan Kalyon gibi isimlerin yanında bazı akademisyenlerin ve çeşitli haber sitelerinin yazarlarının ve muhabirlerinin paneldeki konuşmalarına da yer verilen haberde, ÖDP'liler ve TKP'liler dışında görüşlerini açıklayan herkese yoğun eleştiriler olduğunu görüyoruz.

Haberde önce Alper Taş'ın görüşleri paylaşılmış. Alper Taş, Arap ülkelerindeki gelişmeleri ne emperyalizmin bir oyunu olarak ne de büyük devrimler olarak görmek gerektiğini, doğrunun bu ikisinin arasında olduğunu söylemiş. Haberi yapan Meriç Şenyüz ise Alper Taş'ın bu görüşlerini akılcı bulmakla birlikte, kendisinin daha uçlarda düşündüğünü belirtmiş.

Uçlardaki düşünceleri de haberde de kendisine yer verilen Cumhuriyet gazetesi ve soL Haber Portalı yazarlarından Mustafa Kemal Erdemol'un, "Arap baharı tanımlaması, bu süreci yaratanların değil, emperyalist merkezlerin ürettiği bir tanımdır" görüşüne yakın bir şey olsa gerek. Her neyse...

Fakat haberde en dikkat çeken nokta, Masis Kürkçügil'in paneldeki sözlerine getirilen yorumlar. Kürkçügil'in Ortadoğu'da halkın neoliberal tahrifata karşı sokağa çıktığını ve tarih yapmaya başladığını, ÖDP'nin de halkın haklı taleplerine sırtını çevirmemesi gerektiğini söylemesine, haberi yapan Meriç Şenyüz çok içerlemiş olacak ki, bir anda Kürkçügil'in Troçkist kimliği üzerinden Troçki'ye ve Troçkizme saldırmaya başlamış.

Öyle ki, Kürkçügil'in Ortadoğu'ya ilişkin bu görüşleri tesadüf değilmiş! Troçkizmin 70 yıllık bir taktiğiymiş! Peki neymiş bu taktik? İkinci Dünya Savaşı'nda Troçki Nazileri SSCB'ye karşı desteklemiş! Kürkçügil de tıpkı Troçki gibi emperyalizmden Ortadoğu halklarının lehine bir devrim bekliyormuş! Gerçekten pes! Türkiye solundaki Troçkizm düşmanlığının köklerinin ne kadar derin olduğunu biliyordum ama, bu bayağılaşmış iftiraların sosyalist bir gazetede hala bu kadar rahat dillendirilebileceğini düşünemezdim.

Haberde yazılanlara göre güya Troçki, Stalinist bürokrasinin Rusya'da devrilmesi için, gerekirse Nazilerin SSCB'ye karşı askeri bir zaferinin bile tercih edilebileceğini savunmuş! Kanıt? E işte Sovyet işçilerinin bürokrasiyi devirmesi gerektiğini söylemiş ya! Stalinizmi savunan herkesi komünistlerin düşmanı ilan etmiş ya! Bütün bunları söylediğine göre, Stalinizme karşı Nazizmi de savunmuş olabilir!

Tarihi çarpıtmak, tarihsel kişilikleri işlemediği suçların müsebbibi ilan etmek bu kadar kolay işte! Ama kusura bakmayın. Sayımız o kadar fazla olmasa da, Troçki'nin, Lenin'in, çarpıtılmamış Bolşevizm geleneğinin savunucuları var hala bu ülkede. Bu geleneğe ve temsilcilerine kara çalmak, o kadar kolay değil. İzin vermeyiz.

Birincisi, Troçki'nin Sovyet işçilerinin Stalinist bürokrasiyi devirmesi gerektiğini söylemesi, Birgün'deki haberde kastedildiği gibi Nazizme bir destek verdiği sonucunu doğurmaz. Aksine Troçki bunu, Almanya'da yükselen faşizme karşı SSCB'nin karşılık verememesinin akabinde söyler. Stalinizmin yozlaştırdığı Üçüncü Enternasyonal, 1933'te Nazizme karşı karşı hiçbir ciddi direniş göstermeden, tek bir kurşun bile atmadan teslim olmuştur. O güne kadar SSCB hakkında daha iyimser düşünen Troçki, Üçüncü Enternasyonal'in bu ihanetinden sonra, buradan doğal olarak bürokrasinin SSCB'yi iflah olmaz bir şekilde yozlaştırdığı tespitinde bulunur. Bu tespitin politik sonucu da doğal olarak Stalinist bürokrasinin proleter bir devrimle alaşağı edilmesinin gerektiğidir.

İkincisi, illa faşizme verilen bir destek aranıyorsa, 1943'te Üçüncü Enternasyonal'i, "Böylelikle Hitlercilerin, Sovyetler Birliği'nin bütün dünyayı Bolşevikleştirmek istediği yönündeki iftirasına bir son verilmiştir" diyerek kapatan Stalin'e bakılabilir. Molotov ile Ribentrop paktını imzalayanlara, Hitler'e kadeh kaldıran Stalin'e bakılabilir. Hitler anlaşmayı bozup SSCB'ye saldırınca, o güne kadar Almanya'da faşizmin büyümesini müdahalesiz seyredenlerin ve sonrasında da faşizmle anlaşanların, bir anda faşizme karşı direnenler olarak parlatılmasına da bakılabilir. Başından beri faşizme karşı birleşik cepheyi savunan Troçki'yi ise karalama kampanyalarıyla Nazilere destek veren bir hain yapanlara da!

Bakalım o 'hain Troçki', İkinci Dünya Savaşı öncesinde Nazizm ve Stalinizm hakkında neler söylemiş?

Öncelikle Troçki, proletaryanın ayaklanmasından bahsederken Birgün'ün haberinde çarpıtıldığı gibi Stalinizmin yenilgisi uğruna Nazizmin zaferini tercih etmek gibi bir gaflete düşmüyordu. Ona göre faşizm, yani Nazizm, emperyalist savaşın en kararlı makinisti ve örgütleyicisiydi. Ve bir proleter devrim olmazsa -SSCB'de ya da herhangi bir yerde- yeni bir savaş kaçınılmazdı. Faşizmden ve onun yaratacağı emperyalist savaşın yıkımlarından kurtulmanın tek yolu proletaryanın bir ayaklanma yoluyla burjuvaziyi yıkmasıydı. Yani Troçki, proletaryanın ayaklanması derken, birileri gibi faşizmin zaferini değil, proletaryanın kapitalist dünyayla onun faşist yayılmacılığına ve elbette onu zapturapt altında tutan kendi bürokrasisine karşı başkaldırısını anlıyordu.

Aynı Troçki, 10 Haziran 1934'te yaklaşmakta olan emperyalist savaşa karşı görüşlerini belirttiği Savaş ve Dördüncü Enternasyonal (2) adında 85 maddelik bir bildiri yazmıştır. Bu bildirinin 8. maddesinde aynen şöyle der Troçki, lütfen iyi okuyunuz: "Sovyet devletinin kesin ve derinden işleyen bürokratik yozlaşması kadar onun dış politikasının ulusal-muhafazakâr karakteri de, ilk işçi devleti olarak Sovyetler Birliği’nin sosyal doğasını değiştirmez. Eğilimsel olarak sosyalizan olan Sovyet mülkiyet ilişkilerinin karakterini ihmal eden ve SSCB ile burjuva devlet arasındaki sınıf çelişkisini reddeden ya da üstünü örten her türden demokratik, idealist, aşırı sol ve anarşizan teoriler kaçınılmaz olarak –ve özellikle bir savaş söz konusuysa– karşı-devrimci politik sonuçlara varmak zorundadır. Koşullar ve çatışmanın halihazırdaki nedenlerinden bağımsız olarak, kapitalist düşmanlarının saldırılarına karşı Sovyetler Birliği’nin savunusu her dürüst işçi örgütünün temel ve zorunlu görevidir."

Fakat bir şerh düşmeyi de ihmal etmez elbette. Faşizme karşı SSCB'ye koşulsuz destek verilmeli; ancak bu destek Stalinist bürokrasinin Marksist eleştirisiyle beraber verilmelidir der: "Emperyalist ordulara karşı SSCB’ye koşulsuz destek, savaşın ve Sovyet hükümetinin diplomatik politikasının devrimci Marksist bir eleştirisiyle ve SSCB içinde gerçek bir Bolşevik-Leninist devrimci partinin oluşumuyla elele gitmelidir."

Sadece bu iki alıntı bile, Troçki'ye atılan bu iftiraları boşa çıkarmaya yeter. Ama biz devam edelim. Yalanlara karşı hakikati savunmaya devam edelim.

Aynı bildiriden;

Madde 6: "...Yeni bir büyük savaş kapıları çalıyor. Bu savaş bir öncekinden çok daha yıkıcı ve zalim olacaktır. Bu apaçık gerçek, yaklaşan savaşa karşı alınacak tutumu proleter politikanın merkezi sorunu haline getiriyor."

Madde 17: "...Ancak iktidarın dünya proletaryasınca fethedilmesi, gezegenimizin tüm ulusları için gerçek ve sürekli gelişme özgürlüğünü garanti altına alabilir."

Madde 18: "...Biz demokrasiyi faşizme karşı proletaryanın örgütleri ve yöntemleri aracılığıyla savunuruz. Sosyal-demokrasinin tersine, biz bu savunuyu burjuva devletine emanet etmeyiz..."

Üçüncü Enternasyonal, bir sene kadar önce Nazilerle saldırmazlık paktı imzalayıp anlaşırken; Troçki aşağıdaki 20, 21 ve 22 no'lu maddelerde başta Alman işçi sınıfına ve komünistlerine seslenerek tüm diğer ülke işçilerini ve komünistlerini de yaklaşan emperyalist savaşa karşı kendi ülkelerinin hükümetlerine ve faşizme karşı direnişe çağırır:

Madde 20: "Birtakım uygar ülkelerin burjuvazisi, iç tehlike durumunda, egemenliğinin parlamenter biçimini otoriter, diktatoryal, Bonapartist ya da faşist biçimle nasıl da fazlaca gürültü çıkarmadan değiştirdiğini çoktandır gösterdi ve göstermeye de devam ediyor. Hem iç hem de dış tehlikelerin temel sınıf çıkarlarını on kat daha güçlü tehdit edeceği savaş zamanında burjuvazi bu değişimi çok daha hızlı ve daha kararlı biçimde yapacaktır. Bu koşullar altında, bir işçi partisinin 'kendi' ulusal emperyalizmine kırılgan demokratik kabuk uğruna verdiği destek; bağımsız bir politikadan vazgeçme ve işçilerin şovenistik demoralizasyonu, yani insanlığı yıkımdan kurtarabilecek yegâne faktörün mahvedilmesi anlamına gelir."

Madde 21: "Savaş zamanında 'demokrasi mücadelesi' her şeyin ötesinde, işçi basınının ve işçi örgütlerinin kudurgan askeri sansüre ve askeri otoriteye karşı korunması için verilecek mücadeleye işaret eder. Bu görevler temelinde devrimci öncü, diğer işçi örgütleriyle –kendi 'demokratik' hükümetine karşı– bir birleşik cephenin yollarını aramalı, fakat hiçbir durumda düşman ülkeye karşı kendi hükümetiyle bir birliğe çaba harcamamalıdır."

Madde 22: "Emperyalist bir savaş kapitalist egemenliğin devlet biçimi sorunu üzerinde durur. Her ulusal burjuvazinin önüne ulusal kapitalizmin kaderi sorununu ve tüm ülkelerin burjuvazisinin önüne de genel olarak kapitalizmin kaderi sorununu koyar. Ancak bu nedenle proletarya da sorunu şöyle koymak zorundadır: Kapitalizm mi yoksa sosyalizm mi, emperyalist kamplardan birinin zaferi mi yoksa proleter devrim mi?"

Komünist ilkeleri çoktan terk eden Stalinist bürokrasi, İkinci Enternasyonal'in ihanetçilerinden emanet aldığı sosyal-yurtsever politikalarına bağlı olarak dünya işçi hareketini 'tek ülkede sosyalizm' ve 'sosyalist anavatan' gibi vurgularıyla SSCB'de pekiştirdikleri bürokratik rejimin emrine soktu. Öyle ki, Fransa'da 1936'da gerçekleşen genel grev, sırf Fransa'yla SSCB arasındaki anlaşma bozulmasın diye, 'işçilerin sosyalist anavatanı'nın çıkarları doğrultusunda bizzat Fransız Komünist Partisi tarafından bastırıldı. Sırf Hitler'le imzalanan saldırmazlık anlaşması bozulmasın diye İspanya İç Savaşı'nda faşist Franco birliklerine karşı savaşan İspanyol halkına yardım yollanmadı. İkinci emperyalist savaşın hemen öncesinde faşizmin daha da güçlenmesinde önemli payı olan bu sınıf ihanetinin teşhiri açısından, Troçki'nin aşağıda sıraladığı maddeler önemlidir:

Madde 26: "Sosyal-yurtseverlik politikası kitleleri faşizmin önünde çaresiz bırakmaktadır. Eğer savaş zamanında ulusal çıkarlar uğruna sınıf mücadelesini reddetmek gerekliyse, 'ulusu' savaştan hiç de daha az tehlikeye atmayan büyük ekonomik bunalımlar döneminde de 'Marksizm'den vazgeçilmesi bir gerekliliktir. 1915 Nisan'ından önce Rosa Luxemburg bu sorunu şu sözcüklerle ortaya koymuştu: “Sınıf mücadelesi ya savaş zamanında bile proleter varlığının zorunlu yasasıdır ... ya da barış zamanında bile anayurdun güvenliği ve ulusal çıkarlara karşı bir suçtur.” 'Ulusal çıkarlar' ve 'anayurdun güvenliği' düşüncesi faşizm tarafından proletarya için zincirler ve prangalara dönüştürülmüştür."

Madde 27: "Alman sosyal demokrasisi Hitler’in dış politikasını, ta ki Hitler onu söküp atana kadar destekledi. Faşizmin demokrasi ile son yer değişimi, sosyal demokrasinin, politik rejim onun kârlarını ve çıkarlarını garanti ettiği sürece yurtsever olarak kaldığını açığa vurmuştur..."

Madde 34: "İktidarın ele alınmasından sonra, bizzat proletarya 'anavatanın savunusu' pozisyonuna geçer. Fakat bu formül o andan itibaren tümüyle yeni bir tarihsel içerik kazanıyor. Yalıtılmış işçi devleti kendine yeterli bir varlık değil, yalnızca dünya devrimi için bir talim zeminidir. Proletarya SSCB’yi savunarak ulusal sınırları değil, geçici olarak ulusal sınırlarla kuşatılmış olan sosyalist diktatörlüğü savunmaktadır. Sadece, proleter devrimin ulusal çerçeve içinde tamamlanamayacağı; proletaryanın belli başlı ülkelerdeki zaferi olmadan SSCB’deki sosyalist inşanın tüm başarılarının başarısızlığa mahkûm olduğu; dünyada herhangi bir ülke için uluslararası devrimden başka kurtuluş olmadığı; sosyalist toplumun yalnızca uluslararası işbirliği temelinde kurulabileceği gerçeğinin derin bir kavranışı; sadece bu kana ve iliğe işleyen sıkı inançlar, savaş zamanında devrimci proleter politika için güvenli bir zemin yaratabilir."

Madde 35: "Sovyetlerin, tek ülkede sosyalizm teorisinden kaynaklanan, yani uluslararası devrimin sorunlarının tam bir ihmali olan dış politikası, iki düşünceye dayanır: Genel silahsızlanma ve karşılıklı olarak saldırının reddi..."

Emperyalistlerle işbirliğiyle suçlanan Troçki, emperyalist savaşa karşı sosyalist anavatan saçmalığının savunusuna değil, proletaryanın sınıf savaşı sloganına sarılır. Tüm dünya işçi sınıfını başlaması olası bir emperyalist savaşta SSCB'yi savunmaya çağırır:

Madde 38: "Biz pasifist değiliz. Biz devrimci bir savaşı ancak, bir ayaklanma gibi, proletaryanın politikasının bir aracı olduğu kadarıyla düşünüyoruz. Bizim savaşa karşı tavrımız hukuksal 'saldırı' formülü tarafından değil, savaşı hangi sınıfın ve hangi amaçlarla yürüttüğü sorunu tarafından belirlenir. 'Savunma' ve 'saldırı', aynı sınıf çatışmasında olduğu gibi devletlerin çatışmasında da, bir hukuksal ya da ahlâki norm sorunu değil yalnızca pratik bir çıkar sorunudur."

Madde 40: "...İktidardaki proletarya dış düşmanlarının kampındaki çelişkilerin ayrımına varıp, onlardan yararlanmak zorundaysa, hâlâ iktidar için savaşmakta olan proletarya kendi iç düşmanlarının kampındaki çelişkileri ayırt etmeyi ve onlardan yararlanmayı öğrenmelidir. Üçüncü Enternasyonal’in reformist demokrasiyle faşizm arasındaki çelişkileri kavramada ve onlardan yararlanmada gösterdiği kesin yetersizlik, doğrudan doğruya proletaryanın çok büyük zarar görmesine yol açtı ve onu yeni bir savaş tehlikesiyle yüz yüze bıraktı. Diğer taraftan, emperyalist devletler arasındaki çelişkilerden uluslararası devrimin bakış açısı dışında hiçbir şekilde yararlanılmamalıdır. SSCB’nin savunulması, yalnızca, eğer uluslararası proletaryanın öncüsü Sovyet diplomasisinin politikasından bağımsızsa makuldür."

Madde 43: "SSCB kendisini bazı emperyalist devletlerle, diğerlerine karşı askeri bir ittifaka zorlanma durumunda bulsa dahi, uluslararası proletarya onu savunmayı reddetmez. Fakat bu durumda, uluslararası proletarya kendi tam bağımsızlığını Sovyet diplomasisinden ve dolayısıyla Üçüncü Enternasyonal’in bürokrasisinden de, diğer herhangi bir durumda olduğundan çok daha fazla korumak zorundadır."

Madde 44: "...Emperyalizmle olan mücadelesinde işçi devletinin kararlı ve sadık savunucusu olarak kalmak, uluslararası proletaryayı SSCB’nin emperyalist müttefiklerinin müttefiki yapmaz. Kendisini SSCB’yle müttefik durumunda bulan herhangi bir kapitalist ülkenin proletaryası, ülkesinin emperyalist hükümetiyle uzlaşmaz düşmanlığını asla unutmamalıdır. Bu bakımdan, onun politikası SSCB’ye karşı savaşan bir ülkedeki proletaryanın politikasından farklı olmayacaktır. Fakat pratik işlerin doğasında, somut savaş durumuna bağlı olarak önemli farklılıklar ortaya çıkabilir. Örneğin Amerikan proletaryasının, SSCB ve Japonya’nın savaşı durumunda SSCB’ye gönderilen Amerikan mühimmatına sabotaj yapması aptalca ve canice olurdu. Fakat SSCB’ye karşı savaşan bir ülkenin proletaryası bu türden etkinliklere –grevler, sabotaj vb.– başvurmak zorunda olacaktır."

Madde 45: "SSCB’nin emperyalist müttefikine karşı uzlaşmaz proleter muhalefeti, bir taraftan uluslararası sınıf politikası temelinde, diğer taraftan ise söz konusu hükümetin emperyalist amaçları, bu 'müttefiklik'in güvenilmez karakteri, onun SSCB’deki kapitalist altüst oluşa dair spekülasyonu vs. temelinde gelişmelidir. Bu nedenle, proletarya partisinin 'müttefik' bir ülkedeki politikası, düşman bir emperyalist ülkede olduğu gibi, aynen, doğrudan burjuvazinin devrilmesine ve iktidarın ele geçirilmesine yönelmelidir. Ancak bu yolla SSCB’yle gerçek bir müttefiklik kurulabilir ve ilk işçi devleti felâketten kurtarılabilir."

Madde 48: "Uzayan bir savaş durumunda, bir işçi devleti olarak SSCB’yi sadece Batı’daki proleter devrim kurtarabilir."

Madde 59: "Emperyalist savaşın iç savaşa dönüştürülmesi, savaş boyunca proletaryanın partisinin tüm çalışmasını tâbi kılması gereken genel stratejik görevdir. 1914-18 emperyalist katliamının sonuçları gibi, 1870-71 Fransa-Prusya savaşının sonuçları da kapitalist uluslar arasındaki modern savaşın, beraberinde her ulusun içinde bir sınıflar savaşı getirdiğini ve devrimci partinin görevinin bu ikinci savaş içinde proletaryanın zaferini hazırlamayı içerdiğini çürütülmez bir şekilde kanıtlamaktadır."

Madde 60: "...Barış sloganı, düşman orduların askerlerinin kardeşliği sloganı ve ezilenlerin ezenlere karşı birliği sloganıyla iç içe geçmiş bir şekilde işçi sınıfının karargâh ve siperlerinden yükseldiğinde, onun pasifizmle hiçbir ortak noktası olmaz. Barış için daha yaygın, daha cesur biçimler alarak yapılan devrimci mücadele, 'emperyalist savaşı iç savaşa çevirmenin' en güvenilir yoludur."

Madde 61: "...Faşizm savaşın baş politik faktörü haline gelmiştir. Savaşa karşı mücadele faşizme karşı mücadeleyi gerektirir. Eğer proletaryanın öncüsü faşizmi muzafferce geri püskürtemezse, her türlü savaş karşıtı devrimci mücadele programı ('yenilgicilik', 'emperyalist savaşın iç savaşa dönüştürülmesi' vs.) boş sözler haline gelir."

Madde 62: "Faşist çetelerin silahlanması gerçeğinden yola çıkarak, doğru devrimci politika, öz-savunma amacıyla silahlı işçi müfrezeleri oluşturmayı ve durup dinlenmeksizin işçilere silahlanmaları çağrısında bulunmayı içerir. Şu anki bütün politik durumun ağırlık merkezi budur..."

Madde 66: "Bir devrimci değil, fakat yarın faşizme ve savaşa teslim olacak olan iktidarsız bir pasifist, işçilerin silahlandırılması görevini es geçebilir. Tarihin de gösterdiği gibi silahlanma görevi aslında tümüyle çözülebilir bir görevdir. Eğer işçiler gerçekten bunun bir ölüm kalım sorunu olduğunu anlarlarsa, silahları elde ederler. Onlara politik durumu, hiçbir şeyi gizlemeden ya da küçümsemeden ve her türlü avutucu yalandan arındırarak açıklamak devrimci partinin birinci görevidir. Gerçekten de, insanın her faşist bıçağına karşı iki bıçağı, her tabancaya karşı iki tabancası olmazsa, kendisini ölümcül düşmanına karşı nasıl savunabilir? Başka hiçbir yanıt yoktur ve olamaz."

Madde 84: "Biz, proleter devrimin hazırlığının, yeni bir savaş için yapılan hazırlıktan daha hızlı ilerlemesi için mümkün olan her şeyi yapmalıyız. Fakat buna rağmen, bu kez emperyalizmin devrimi alaşağı etmesi de oldukça olasıdır. (...) Emperyalist savaşın proleter devrime dönüştürülmesi, hazırlık çalışmamız ne kadar gelişmiş olursa, devrimci kadrolar savaşın en başında ne kadar sağlam olurlarsa, bunlar tüm savaşan ülkelerde ne kadar sistematik çalışırlarsa ve çalışmaları doğru stratejik taktik ve örgütsel ilkeler üzerinde ne kadar sıkı temellenmişse o kadar hızlı ilerleyecektir."

Madde 85: "Gerçek devrimciler yeni bir savaşın başlangıcında yine küçük bir azınlık olarak kalsalar dahi, bu sefer kitlelerin devrim yoluna doğru kaymalarının, birinci emperyalist savaşta olduğundan çok daha hızlı, çok daha kararlı ve acımasızca gerçekleşeceğinden bir an bile kuşku duyamayız. Yeni bir ayaklanmalar dalgası kapitalist dünyanın tamamında muzaffer olabilmeli ve olmalıdır."

Sanırım bu kadar alıntı, Troçki'nin yaşamının sonuna dek faşizmin ve kapitalizmin/emperyalizmin iflah olmaz bir düşmanı olarak kaldığını; ama bunun yanında Rus devrimini yok eden bürokrasinin karşısında da asla eğilmeyen ve saygıyı hakeden büyük bir devrimci olduğunu anlayabilmek için yeterlidir. Elbette Troçki'nin de günahları vardı. Elbette Troçki de eleştirilebilir ve eleştirilmelidir. Ama işlemediği suçların faili olarak gösterilmesi, hele ki bir Nazi destekçisi olarak gösterilmesi, kabul edilemez. Bu iftiraları sağcı, muhafazakar, milliyetçi bir yayından okusak, onlardan gelecek saldırılar bizi ancak gururlandırır, diri tutar. Fakat sosyalist bir gazete olarak bildiğimiz Birgün'deki dostlarımızdan bunları okumak, bizi sadece üzer ve yaralar.

(1) http://www.birgun.net/politics_index.php?news_code=1331808876&year=2012&month=03&day=15
(2) http://www.marxists.org/turkce/trocki/1934/haziran/10.htm